09-08-2007, 09:56
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmetine Bıraktığı İkinci Büyük Emanet: Sünnet
Sünnetin Başvurulacak İkinci Hidayet Kaynağı Oluşu
Peygamberimiz Aleyhisselam, Veda Haccında irad buyurduğu hutbesinde: "Ben size öyle birşey bıraktım ki, ona sımsıkı sanlırsanız hiçbir zaman dalâlete düşmez, sapmazsınız. O, Allah'ın Kitabıdır, [102] Allah'ın Resûlünün sünnetidir" buyurmuştur. [103]
Kur'ân-ı Kerîm'e göre de; Kitab ve sünnet, başvurulması gereken iki hidayet kaynağıdır. [104]
Sünnetin Mânâları ve Çeşitleri
Sünnet, lügatta yol demektir. "Sünnetullah" terkibi Yüce Allah'ın hüküm, emir ve nehiylehni ifade eder. [105]
Şeriat dilinde sünnet, Peygamberimiz Aleyhisselamdan sâdır olan sözler (hadisler), işler ve takrirler (tasvibler) demektir.
Peygamberimiz Aleyhisselamın ibadet maksadıyla farz ve vacib olmayarak işlemeye devam ve nadiren terk ettiği şeylere sünnetü'l-hüdâ, sünnet-i müekkede denir ki; ezan, kamet, beş vakit namazın sünnetleri, mazmaza, istinşak... gibi dini tamamlayıcı nitelikte olan sünnetler olup, onları terketmek mekruh ve günahtır.
Münferidin ezan okuması, misvak tutunmak, namaz içinde ve dışında bazı müstehab fiiller ile, Peygamberimiz Aleyhisselamın yemek, içmek, oturup kalkmak, giyinip kuşanmak... gibi sünnetlerine de zevâid sünnetleri denir.
Bunları işlemekte sevap bulunmakla beraber, terketmekte kerahet ve günah yoktur. [106]
Peygamberimiz Aleyhi sselam, bir hutbesinde "Sünnetlerin hayırlısı, Muhammed'in sünnetleridir" buyurduğu gibi; âdet niteliğindeki sünnetlerinin de Rabbânîliğini "Beni Rabbim terbiye edip yetiştirdi ve güzel terbiye edip yetiştirdi" diye açıklayarak, onların da ömek tutulması gerekeceğini işaret buyurmuştur. [107]
Sünnete Sarılmanın ve Bid'atlardan, Taklitçilikten Sakınmanın Gerekliliği
Ashabdan İrbaz b. Sâriye der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam bir gün sabah namazından sonra bize beliğ bir mev'iza irad buyurdu.
Bu mev'izadan gözler yaşardı, kalbler ürperdi.
'Bu, bir vedalaşıcının vazına benziyor!
Öyle ise yâ Rasûlallah! Bize neyi tavsiye buyurursun?1 dedik. [108]
Resûlullah Aleyhisselam:
'Ben sizi gecesi gündüzü gibi aydın olan şeyin üzerinde bırakmış bulunuyorum.
Benden sonra, ancak helak olacak olan kimse ondan sapar! [109]
Allah'tan sakınmanızı, başınıza Habeşli bir köle de geçse onun emirlerini dinlemenizi, kendisine itaat etmenizi size tavsiye ederim.
Benden sonra, sizlerden yaşayanlar, birçok anlaşmazlıklara şahit olacaktır!
O zaman sünnetime, [110] sünnetimden bildiğiniz şeylere, [111] hidayet ve doğru yol üzerinde bulunan halifelerimin (Hulefa-i Râşidînin) sünnetine sımsıkı sarılınız!
Sonradan sonraya ortaya çıkarılan birtakım şeylerden sakınınız!
Çünkü, sonradan sonraya ortaya çıkarılan şey bid'attr.
Her bid'at da dalâlettir, sapkınlıktır!" buyurdu. [112]
Hz. Ebu Bekir, halife olduğu zaman yaptığı konuşmada:
"İnen Kur'ân ve Peygamber Aleyhisselamın sünnetleri bize öğretildi de, biz bu sayede bilgi sahibi olduk" demiştir. [113]
Hz. Alide:
"Resûlullah Aleyhisselamın ruhu kabzolununca, Ebu Bekir halife oldu.
Yüce Allah tarafından ruhu kabzolununcaya kadar, Resûlullah Aleyhisselamın ameline ve sünnetine göre hareket etti.
Sonra Ömer halife oldu.
Ruhu kabzolununcaya kadar o da öyle hareket etti.
Her ikisi de, Resûlullah Aleyhisselamın ameline ve sünnetine göre hareket etti" diyerek şehadette bulunmuştur.[114]
Bid'at; ikmâlinden sonra, başka bir deyişle Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra dinde ihdas edilen şeylere, amellere; [115] Ashabın ve Tabiînin işlemedikleri, sünnete aykırı bulunan şeylere denir. [116]
Peygamberimiz Aleyhisselam, birhadis-i şeriflerinde:
"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; [117] sizler, kendinizden öncekilerin yollarını kanş karış, arşın arşın, [118] kulaç kulaç[119] muhakkak izleyeceksinizdir.
Hatta, onlar bir kelerin deliğine girecek olsalar, onlara tâbi olacaksınız, [120] oraya da onlarla birlikte gireceksiniz" buyurdu. [121]
Ashab:
"Yâ Rasûlallah, kimdir onlar? Ehl-i Kitab olanlar mı? [122] Yahudilerle Hıristiyanlar mı?" diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ya kim olacak?!" buyurdu. [123]
Peygamberimiz Aleyhisselam, başka bir hadislerinde de:
"Eğer sizler Peygamberinizin sünnetini bırakacak olursanız, muhakkak dalâlete düşer, yolunuzu şaşırırsınız!"
buyurmuştur. [124]
Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama Kur'ân-ı Kerîmle indiği gibi, sünnet ile de inerdi. [125]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İyi biliniz ki; bana Kitab ve onunla birlikte bir o kadar daha verildi!" buyurmustur. [126]
Yine Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Haberiniz olsun ki; Resûlullahın da, Allah'ın (Kur'ân'da) haram kıldıkları kadar haram kıldığı şeyler vardır. [127]
Çok sürmez, [128] kamı tok. [129] koltuğuna kurulmuş bir adama hadislerimden bir hadis söylenirde, o:
'Bizim yanımızda ve sizin aranızda Yüce Allah'ın Kitabı var! [130] Size Kitabullah yeter! Onda helâl bulduğunuz şeyi helâl olarak kabul ediniz, onda haram bulduğunuz şeyi haram olarak kabul ediniz! [131] Biz de onda helâl bulduğumuz şeyi helâl sayarız, haram bulduğumuz şeyi haram sayarız' der. [132]
Sakın! Herhangi birinizi, koltuğuna kurulmuş olduğu halde kendisine erişeni[133] hadislerimden birşey, [134] yapılmasını emr veya ondan nehy ettiğim bir emrim hakkında: [135]
'Ben bunu bilmiyorum, tanımıyorum! [136] Biz bunu bilmiyoruz! Biz ancak Kitabullahta bulduğumuz şeye uyanz! [137] Biz bunu Kitabullahta bulamadık! [138] İşte Kitabullah! Yok onda bu! Biz, Kitabullahta bulduğumuza göre amel ederiz, aksi takdirde hayır!'[139] der bir tutumda bulmayayım!
İyi biliniz ki; Resûlullahın haram kıldığı şey, Allah'ın haram kıldığı şey gibidir! [140]
Ben ne helâli haram, ne de haramı helâl kılarım. [141]
Sizden, koltuğuna kurulmuş biriniz, Allah'ın şu Kitabındakilerden başka birşeyi haram kılmadığını mı sanıyor?!
Şunu iyi biliniz ki; vallahi ben de hem öğüt verdim, hem de bazı şeyleri emr, bazı şeylerden de nehy ettim.
Benim emr ve nehy ettiğim şeyler, belki Kur'ân'daki kadardır, ya da daha çoktur!
Şüphe yok ki, Allah Ehl-i Kitabın evlerine izinsiz olarak girmenizi, kadınlarını dövmenizi, üzerlerine salınan vergiyi ödedikleri halde meyvelerini yemenizi size helâl kılmam ıştır!" buyurdu. [142]
"Sünnet, ikidir:
1. Farz hakkında olan sünnet.
2. Farz hakkında olmayan sünnet.
Farz hakkındaki sünnetin aslı Kitabullahtadır. Ona yapışmak hidayet, onu bırakmak dalâlet, sapkınlıktır.
Farz hakkında olmayan sünnetin aslı Kitabullahta yoktur. Ona yapışmak fazilettir, onu bırakmak günah değildir.
Ümmetim bozulduğu zamanda sünnetime sarılan kimse için şehit ecri vardır!" da buyurulmustur.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizin üzerinize öyle birzaman gelecektir ki, o zamanda helâl olan üç dirhemden veya kendisiyle görüşülüp konuşulacak bir kardeşten veya amel edilecek bir sünnetten daha aziz, daha şerefli birşey bulunmayacaktır" buyurmuştur. [143]
Mü'minlerin sünnete başvurmaları, uymaları Yüce Allah'ın emri gereğidir.
Kur'ârH Kerîm'de bu hususta şöyle buyurulur:
"Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat ediniz!
Birşey hakkında çekiştiğiniz zaman-eğer Allah'a ve ahi ret gününe inanıyorsanız-hemen onu Allah'a ve Peygambere döndürünüz! Bu, hem hayırlı, hem de netice itibarıyla daha güzeldir!" (Nisa: 59)
"Sizden olan emir sahipleri," din âlimleri ve fakihler demektir.
"Allah'a ve Resûlullaha itaat" da, Kitab ve sünnete tâbi olmak demektir. [144]
"Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiştir." (N isa: 80)
"..Peygamber size ne verdiyse onu alınız! Size neyi yasakladıysa ondan da sakınınız. Allah'tan korkunuz! Çünkü, Allah'ın azabı çetindir!" (Haşr 7)
"Andolsun ki, Resûlullahta sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü ummakta olanlar için, Allah'ı çok ananlar için güzel bir imtisal numunesi vardır." (Ahzâb: 21)
Peygamberimiz Aleyhisselam da, hadis-i şeriflerinde:
"Ben size neyi emretmişsem onu alınız! Sizi neden nehyetmişsem ondan da sakınınız!" [145] buyurmuşlardır.[146]
Allah'a İbadet ve Tâat, Peygamberimiz Aleyhisselamın Ömrünün Sonuna Kadar İbadete Devam Edişi
İbadet, mükelleflerin (erginlik çağına eren akıl sahibi insanların) nefislerinin arzu ve temayüllerine muhalefetle Rablerini tazim için yapmış oldukları , [147] yapılması sevap olan, Allah'a yakınlık ifade eden özel tâatleridir.
Tâatin aslı verâdır.
Verânın aslı takvadır.
Takvanın aslı nefis muhasebesidir.
Nefis muhasebesinin aslı Allah'ın azabından sakınmak, nimetini ummaktır. [148]
On şey nefse gerekli görülmeyince verâ tamamlanmaz:
1. Dil ile gıybetten korunmak,
2. Kötü zandan sakınmak,
3. Halk ile alay etmekten geri durmak,
4. Haramlara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
6. İman nimetinden dolayı Yüce Allah'a minnettar olmak ve kendi kendini beğenmemek,
7. Malı hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,
8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,
9. Beş vakit namazı vakitlerine, rükû ve secdelerine dikkat ve itina ederek korumak,
10.Ümmet ve cemaat üzere istikamet etmek.
Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayet edildiğine göre:
"Herşey için bir had vardır. İslâm'ın hududu da verâ, tevazu, sabır ve şükürdür.
Verâ işlerin kıyam ve sebatına, sabır cehennem ateşinden kurtuluşa, şükür de cennete nail olmaya sebeptir."
Hasanü'l-Basrî, Mekke'de Hz. Ali'nin oğullarından, arkasını Kabe'ye dayayıp halka vaz eden bir gence:
"Dinin sebat ve kıyamına sebeb olan şey nedir?" diye sordu.
Genç:
"Verâdır!" dedi.
Hasanü'l-Basrî:
"Dinin âfeti nedir?" diye sordu.
Genç:
"Tamahtır!" dedi.
Avamın verâsı, haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır.
Havassın verâsı, içinde heva ve nefis için şehvet ve lezzet bulunan şeyden sakınmaktır.
Havassın havassının verâsı, içinde kendi irade ve görüşü bulunabilecek herşeyden sakınmaktır.
Hâsılı; avam dünyayı terk ile, havas cenneti terk ile, havassın havassı da mâsivâyı (Allah'tan başka herşeyi) terk ile verâ eder.
Bişr b. Haris der ki:
"Amellerin en zoru ve ağır olanları üçtür:
1. Azlıkta cömertlik yapmak,
2. Tenhâda verâ üzere hareket etmek,
3. Kendisinin cezasından korkulan ve ihsanı umulan kimsenin yanında hak olan sözü hiç çekinmeden söylemek."
Bişr b. Hâris'in kızkardeşi, İmam Ahmed b. Hanbel'e gelerek:
"Ey imam! Biz geceleyin damlarımızın üzerinde otururuz. Yanımızda geçen meşalelerin ışıkları üzerimize düşer. Biz o meşalelerin ışıklarından yararlanarak iplik eğiririz. Bu ışıkların altında iplik eğirmemiz bize caiz ve helâl olur mu?" diye sordu.
Ahmed b. Hanbel:
"Allah iyiliğini versin! Sen kimsin?" dedi.
Kadın:
"Ben Bişr b. Hâris'in kız kardeşiyim!" deyince, Ahmed b. Hanbel ağladı ve:
"Gerçek verâ sahibi sizin evinizden çıkmıştır. Sakın sen o meşalelerin altında oturup iplik eğireyim deme!" dedi. [149]
Hadis-i şerifte buyurulduğuna göre:
"Kıyamet günü:
'Ey kullarım! Bugün size korku yoktur! Sizler mahzun da olacak değilsiniz!' diyerek seslenilecek!
Mahşer halkı başlarını kaldıracaklar ve:
'Biz, Yüce Allah'ın kullarıyız!' diyecekler.
Sonra:
'Onlar ki; âyetlerimize inandılar ve Müslüman oldular!' diyerek seslenilecek.
Bunun üzerine, kafirlerin başları önlerine eğilecek! Allah'ı tevhid edenlerin başları kalkık kalacak!
'Onlar ki; iman etmişler ve Allah'ın buyruklarına aykırı tutum ve davranışlardan son derecede sakınıp durmuşlardır!' diyerek üçüncü kez seslenilecek!
Bunun üzerine, büyük günah işlemiş olanların başlan önlerine eğilecek. Takva sahiplerinin ise başları kalkık kalacak!
Kerîm olan Allah, va'dettiği gibi, onların üzerinden korkuyu ve hüznü giderecek! Çünkü O, kerîmlerin en kerîmidir!
Velîlerinden yardımı kesmez ve onları korku içinde bırakmaz!" [150]
Yüce Allah nimetlerin ihsan edicisidir. Nimetlere erenin nimetlere şükretmesi gerekir.
İbadet de, Allah'ın nimetlerine bir şükürdür. [151]
Daha açık bir deyişle; ibadet, insanın gerek en güzel bir biçimde yaratılmış bulunmasından, ve gerek hiçbir emeği ve hakkı geçmeden en kıymetli, en hassas iç ve dış uzuvlara nail olmasından dolayı Yaratanına bir şükrüdür.
Nimete şükür ise, aklen ve şer'an farzdır. [152]
İnsan, gördüğü en küçük bir iyiliği bile karşılıksız, teşekkürsüz bırakmaz istemez.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez. [153]
Başta peygamberler olmak üzere, bütün insanlar Allah'a ibadet ve kulluk etmek için yaratı İm ı şiardır. [154]
Her ümmete de "Allah'a ibadet ediniz!" diye tebligatta bulunan bir peygamber gönderilmiştir. [155]
İnsanların Allah'a ibadetleri olmasa Allah katında ne değerleri kalır?" [156]
İbadetten istisna edilen, muaf tutulan hiçbir kul yoktur.
Hatta, Yüce Allah'ın ve meleklerin kendisini selamladıkları[157] en sevgili kulu olan Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam da:
"Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" [158] emrine muhatap olmuş ve mübarek ruhunu Rabbine teslim ettiği güne kadarda ibadet vazifesini yerine getirmekten geri kalmamıştır. [159]
Namazın Çeşitleri
Namaz, farz, vacib, sünnet ve nafile olmak üzere dört çeşittir.
Farz olanlar ikiye ayrılır 1) Farz-ı ayn, 2) Farz-ı kifâye.
Farz-ı ayn olanlarda ikiye ayrılır 1) Her gün ve gecede beş vakitte kılınan namazlar. 2) Cuma günü kılınan Cuma namazı.
Farz-ı kifâye olan namaz da, cenaze namazıdır.
Vacib namazlar ikidir 1 Vitir namazı, 2 Ramazan ve Kurban Bayramı namazları.
Sünnet ve nafile olan namazlara gelince; onlar da beş vakit namazların tarzlarıyla birlikte kılınan sünnet namazlarla, Ramazan'da kılınan teravih namazı ile geceleri nafile olarak kılınan teheccüd namazı, gündüzleri nafile olarak kılınan kuşluk namazı vesair nafile namazlardır.[160]
Hz.Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam sabah namazının farzından önce evinde iki rekat, öğle namazının farzından önce evinde dört rekat, farzından sonra evinde iki rekat, [161] ikindi namazının farzından önce evinde dört rekat, akşam namazının farzından sonra evinde iki rekat, yatsı namazının farzından sonra evinde iki rekat nafile namaz kılardı. [162] Bunu dört rekat kıldığı da olurdu. [163]
Yatsının nazîri olan öğlenin ilk dört rekatına kıyasla, yatsı namazının farzından önce de-Peygamberimiz Aleyhisselamın dilersek kendiliğimizden kılabileceğimiz hakkındaki müsaadesine uyu-larak-dört rekat namaz kılınması güzel görülmüş ve mendub olarak kilınagelmiştir.
Saîd b. Hişam der ki:
"Âişeye:
'Ey mü'minlerin annesi! Resûlullah Aleyhisselamın gece namazını bana haber ver!1 dedim.
'Sen, 'Ey esvabına bürünen Resûlüm! Gecenin birazı hariç olmak üzere, kalk! Gecenin yarısı mik-tarınca yahut ondan birazını eksilt! Yahut o yarının üzerine ekleyip arttır! Kur'ân'ı da açık açık, tane tane oku!1 [Müzzemmil: 1-4] âyetlerini okumuyor musun?!1 dedi.
'Evet! Okuyorum!' dedim. [164]
'İşte, Resûlullah Aleyhisselam a başlangıçta gece namazı böyle farzdı' dedi. [165]
'Müslümanlarda, ayaklan şişinceye kadar namazda dururlardı.
Yüce Allah, Müzzemmil sûresinin son âyetini indirinceye kadar, onları oniki ay tuttu.
Sonra:
'...O Allah, bunu (saatlerin miktarını) sizin sayamayacağınızı bildiği için, size karşı ruhsat tarafına döndü. Artık, Kufân'dan, kolay geleni okuyunuz' [Müzzemmil: 20] hükmünü indirince, gece namazı, farzlardan sonra nafile oldu' dedi." [166]
Bununla beraber, Peygamberimiz Aleyhisselam gece namazını bırakmamış, yaşlanıp ayakta duramadığı zaman da oturarak kılmaya devam etmiştir. [167]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kıyamda ayakları şişinceye kadar durmaya devam ettiği sıralarda, [168] Hz.Âişe:
"Yâ Rasûlalları! Bu zahmete niye katlanıyorsun? [169]
Allah senin geçmişteki, gelecekteki günahlarını bağışladı ya!?" dedikçe, Resûlullah Aleyhisselam:
"Ben şükredici bir kul da mı olmayayım?" buyururdu. [170]
"Hangi namaz efdal ve üstündür?" sorusuna, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kunûtu (kıyamı) uzun olandır!" buyurmuş; [171]
"Farzlardan sonra efdal ve üstün namaz, geceyarısında kılınan namazdır. [172] Gecede öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kimse o saate rastlar da Allah'tan dünya ve ahiret işlerine ait bir hayır isterse, o isteğini Allah ona verir. Bu, her gece böyledir!" buyurmuştur. [173]
"Yüce Rabbimiz, her gece, gecenin son üçte biri kaldığında (mekândan münezzeh olarak) dünya semasına iner de:
'Hani Bana dua eden ki, duasını kabul edeyim!
Hani Benden dilekte bulunan ki, dileğini vereyim!
Hani Benden yariıganmak dileyen ki, kendisini yarlıgayayım!' buyurur." [174]
"Hiçbir kul yok ki, Allah'a bir secde etsin de, Allah onu o secdesine karşılık bir derece yükseltmiş, bir günahını düşmüş[175] ve kendisi için bir hasene (sevap) yazmış olmasın!" [176]
"Kıyamet gününde kulun amelinden hesap vereceği ilk şey namazdır!
Eğer o tam ve sağlam olursa, kul korktuğundan kurtulur ve umduğuna nail olur!
Eğer kul farzdan birşey eksiltmişse sânı yüce olan Allah:
'Bakınız! Kulumun nafile olan namazı var mıdır?' buyurur.
Farzdan eksilttiği miktar onunla doldurulur, tamamlanır.
Sair ameli hakkında da böyle muamele olunur." [177]
Peygamberimiz Aleyhisselam nafile namazlarını umumiyetle evlerinde kılar, çıkıp farzları Müslümanlara mescidde kıldırırdı.[178]
Abdullah b. Amr der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, bana:
'Ey Abdullah! Sakın, sen filan gibi olma!
O geceleyin kalkıp namaz kılardı da, şimdi gece namazını bıraktı!' buyurdu."[179]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Farz namazlardan sonra namazların efdal ve üstünü gece namazı dır."[180]
"Kim geceleyin uyanır ve zevcesini de uyandırarak iki rekat namaz kılarlarsa, kendileri Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar zümresinden yazılır ve sayılırlar" buyurmuş; [181] Kur'ân-ı Kerîm'de de:
"...Allah'ı çokzikreden erkeklerle Allah'ı çokzikreden kadınlar için de Allah bir mağfiret ve pek büyük bir ecir ve mükâfat hazırlamıştır" buyurulmustur. (Ahzâb: 35)
Peygamberimiz Aleyhisselam Ramazan gecelerinde aynca teravih namazı kılarve bunu kılmalarını Müslümanlara da önemle tavsiye buyururdu.
Bilhassa Ramazan'ın son on gecesini ibadetle ihyaya son derecede önem verir, ev halkını da uyandırırdı. [182]
Peygamberimiz Aleyhisselam, amcası Hz. Abbas'a:
"Ey Abbas! Ey amcacığım! Ben sana bir ihsanda bulunayım mı?[183] Sana akrabalık hakkını ödeyeyim, sana yararlı olayım mı?" diye sordu.[184]
Hz. Abbas:
"Evet yâ Rasûlallah!" dedi. [185]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben sana on şeyi haber vereyim ki, onları işlediğin zaman, Allah senin günahının evvelini ve ahirini, yenisini ve eskisini, kasıtlısını ve kasıtsızını, küçüğünü ve büyüğünü, gizlisini ve açığını bağışlasın!1[186]
Ey amca![187] O on şey şunlardır.[188]
Dört rekat namaz kılarsın. Her rekatta Fatihayla birlikte bir sûre okursun. İlk rekatın kıraati bitince ayakta olduğun halde on beş kere 'Sübhânallahi velhamdulillahi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber' dersin.
Rükûa gidersin ve rükuda iken bunu on kere söylersin.
Sonra rükûdan başını kaldırır, ayakta dikilmiş olduğun halde bunu on kere söylersin.
Sonra secdeye gidersin. Secdede bunu on kere söylersin.
Sonra secdeden başını kaldırırsın, orada bunu on kere söylersin.
Tekrar secdeye gidersin. Secdede bunu on kere söylersin.
Sonra secdeden başını kaldırırsın, orada bunu on kere daha söylersin.
Bu, her rekatta 75 eder. [189]
Bunu rekatların dördünde de yaparsın.[190]
Dört rekatta 300 eder.
Artık, senin günahların Alic* kumlarının sayısı kadar da olsa, Allah seni bağışlar.[191]
Bunu her gün bir kere kılmaya gücün yeterse, kıl!" buyurdu.[192]
Hz. Abbas:
"Yâ Rasûlallah! Bunu her gün söylemeye kimin gücü yeter?!" dedi. [193]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Her gün kılmaya gücün yetmezse her Cuma bir kere kıl!
Her Cuma kılmaya gücün yetmezse her ay bir kere kıl!
Her ay kılmaya gücün yetmezse her yıl bir kere kıl!
Her yıl kılmaya gücün yetmezse ömründe bir kez olsun kıl!" buyurdu.[194]
Peygamberimiz Aleyhisselam, gündüz nafilelerinden kıldıkları kuşluk namazını, iki, dört, altı ve sekiz rekat olarak kılardı.[195]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu namazı Mekke'nin fethinde sekiz rekat olarak kılmıştır. [196]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisine hizmet eden bir zâta:
"Bir hacetin, dileğin var mı?" diye sorar dururdu.
Günlerden bir gün, yine ona böyle sorduğu zaman:
"Dileğim vardır yâ Rasûlallah!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Nedir dileğin?" diye sordu.
"Kıyamet günü bana şefaat etmendir!" deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bunu istemen için sana kim yol gösterdi?" diye sordu.
"Rabbim gösterdi!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen de, çokça secdeler, namazlarla bana bu hususta yardımcı olmalısın!" buyurdu.[197]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Tuttuğu Nafile Oruçlar
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur. [198]
Allah'ın, Aşura günü orucunu ondan önceki yılın günahlarına keffaret kılacağını umarım" buyurdu.[199]
Hz. Ali derki:
"Peygamber Aleyhisselama bir adam gelip:
'Yâ Rasûlallah! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmamı bana emredersin?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam, ona:
'Ramazan ayından sonra oruç tutacaksan, Muharrem ayını tut! Çünkü o, Allah'ın ayıdır. O ayda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbelerini kabul etmiştir ve o günde başka bir kavmin detev-belerini kabul edecektir!" buyurdu.[200]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ramazan ayı orucunun farz kılınışından önce Aşura günü orucunu Muharremin onuncu günü tutmalarını emretmiş, ayrıca:[201]
"Ben, gelecek yıl sağ olursam, dokuzuncu günü de oruçlu geçireceğim![202] Aşura günü orucunu tutunuz ve bu hususta Yahudilere muhalefet ediniz: Aşura gününden bir gün önce ve ondan bir gün sonra da oruç tutunuz!" buyurmuştur. [203]
Peygamberimiz Aleyhisselam, hazerde ve seferde eyyamu'l-bîz'ı oruçsuz geçirmezdi. [204]
Eyyâm-ı biz, ayın doğup sonuna kadar aydınlattığı geceler demektir ki, her ayın onüçüncü, ondördüncü ve onbeşinci geceleridir. [205]
Peygamberimiz Aleyhisselam Şaban ayını hemen hemen oruçsuz geçirmezdi. [206]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ameller, Pazartesi ve Perşembe günleri Yüce Allah'a arzolunur. Bunun için, ben de amelimin oruçlu bulunduğum sırada arzedilmesini severim" buyurmuştur. [207]
Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam bir ayın Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günleri, öbür ayın da Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri oruç tutardı. [208]
Peygamberimiz Aleyhisselam Zilhicce ayının dokuz gününde oruç tutardı. [209]
"Günlerden hiçbir gün yoktur ki, Zilhicce'nin on gününde yapılan ibadet kadar Allah'a sevgili olsun!
O günlerden her birinin orucu bir yıl oruca, gecelerinden her birinin namazı da Kadir gecesi namazına (sevapça) denktir! [210]
Allah'ın, Arefe günü orucunu o günden önceki yıl ile o günden sonraki yılın günahlarına keffaret kılacağını umanm!" buyurmuştur. [211]
Fakat, Arafat'ta oruç tutmayı nehyetmiştir. [212]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Allah'ı Zikredişi
Hz. Aişe:
"Resûlullah Aleyhisselam her vakitte Allah'ı zikrederdi" dediği gibi, [213] Retina b. Ka'bü'l-Eslemî de:
"Resûlullah Aleyhisselamın gündüzün hizmetinde bulunur, hacetini görür gözetir, derler toparlardım.
Resûlullah Aleyhisselam, yatsı namazını kılınca evine girerdi.
Ben de kapısının önüne otururdum.
Belki Resûlullah Aleyhisselamın hacetine ait bir buyruğu olur, derdim.
Resûlullah Aleyhisselamın:
'Sübhanallah! Sübhanallah! Sübhanallahi ve bihamdihi!1 diyerek teşbih edişini dinleye dinleye gözlerimi uyku bürür, uyuyakalırdım" demiştir. [214]
Resûlullah Aleyhisselam, sabah namazını kıldığı zaman, güneş iyice doğuncaya, yükselinceye kadar oturur, [215] Allah'ı zikreder; [216]
"İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar Allah'ı zikreden cemaatle birlikte oturmam, bana, her biri için oniki bin dirhem vererek İsmail Aleyhisselam evladından dört köleyi azad etmemden daha sevgilidir" buyururdu. [217]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ın nimete bürüdüğü kimse, Allah'a hamd etmeyi çoğaltsın!
Günahı çoğalan kimse, istiğfarı çoğaltsın!
Rızkı geciken kimse de lâ havle ve lâ kuvvete illa billah' sözünü çoğaltsın!"
"Cennete ilk davet edilecek kimseler, genişlikte ve darlıkta Allah'a hamd edip durmuş olan hamd edicilerdir." [218]
"Rabbin kuluna, gecenin son yarısındakinden daha yakın olduğu bir zaman yoktur.
Eğer o saatte Allah'ı zikredicilerden olmaya gücün yeterse, ol!" buyurmuştur. [219]
___________
[102] İbnİshak,İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 251, Mâlik, Muvatta1, c. 2, s. 899, Vâkıdî, Megâzî, c.3,s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Taberî, c. 3, s. 169, Zehebî, Megâzî, s. 589.
[103] İbn İshak,c.4, s. 251, Mâlik, c. 2, s. 899, Taberî, c. 3, s. 169, Zehebî, s. 589.
[104] Nisa: 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/386.
[105] 89.Ffnjzâbâdf, c. 4, s. 239.
[106] Seyyid Şerif, Ta'rifât, s. 82-83.
[107] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1016, BeyhakPden naklen İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 9, Ebu'l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 24, İbn Hamia, el-Beyân, c. 1, s. 1 65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/386-387.
[108] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 126, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 201, Tirmizî, c. 5, s. 44, İbn Mâce, c. 1, s. 1 5-16, Dârimî, c. 1, s. 43.
[109] Ahmed, c. 4, s. 128, İbn Mâce, c. 1, s. 16.
[110] Ahmed, c. 4, s. 126, Ebu Dâvud, c. 4, s. 201, Tirmizî, c. 5, s. 44, İbn Mâce, c. 1, s. 16, Dâıimf, c. 1 , s. 43 44.
[111] Ahmed, c. 4, s. 126, İbn Mâce, c. 1, s. 16.
[112] Ahmed, c. 4, s. 126-127, Ebu Dâvud, c. 4,s.2O1, Tirmizî, c. 5, s. 44, İbn Mâce, c. 1, s. 16, Dârimî, c. 1 , s. 44.
[113] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 183, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 590, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 231.
[114] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 128.
[115] Ffruzâbâdf, c.3,s.3.
[116] Seyyid Şerif, s. 29.
[117] Ahmed, c. 2, s. 327.
[118] Ahmed, c. 2, s. 32, Buhârî, c. 8, s. 151 .Müslim, c. 4, s. 2054.
[119] Ahmed, c. 2, s. 327.
[120] Ahmed, c. 3, s. 84, Buhârî, c. 8, s. 151 .Müslim, c. 4, s. 2054.
[121] Ahmed, c. 2, s. 450.
[122] Ahmed, c. 2, s. 327.
[123] Ahmed, c. 3, s. 84, 89, Buhârî, c. 8, s. 151, Müslim, c. 4, s. 2054.
[124] Ahmed, c.1, s. 455.
[125] Dârimî, c. 1, s. 117.
[126] Ebu Dâvud, c. 4, s. 200.
[127] İbn Mâce, c.1, s. 6.
[128] Ahmed, c. 4, s. 131 , E bu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1, s. 6, Dârimî, c. 1, s. 111, Hâkim, c. 1, s. 109, Begavf, Mesâbih, c.1,s.13.
[129] Ahmed, c. 4, s. 131, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, Begavf, c. 1,s.13.
[130] Ahmed, c. 4, s. 132, İbn Mâce, c. 1, s. 6, Dârimî, c.1, s. 117, Hâkim, c.1, s. 109.
[131] Ahmed, c. 4, s. 131, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200.
[132] Ahmed, c. 4, s. 132, İbn Mâce, c. 1, s. 6, Dârimî, c.1, s. 117, Hâkim, c.1, s. 109.
[133] Ahmed, c. 6, s. 8, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1, s. 7, Hâkim, c. 1, s. 108, Begavf, c. 1, s. 1 3.
[134] Ahmed, c. 6, s. 8.
[135] Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c.1 , s. 6, Hâkim , c. 1, s. 1 08, Begavf, c. 1, s. 13.
[136] İbn Mâce, c.1, s. 6, Hâkim, c.1 ,s.1O8, Begavf, c.1, s. 13.
[137] Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1, s. 7, Hâkim, c. 1, s. 107, Begavf, c. 1, s. 13.
[138] Ahmed, c. 6, s. 8.
[139] Hâkim, c. 1.S.108.
[140] Ahmed, c. 4, s. 132, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1,s.7, Hâkim, c.1, s. 108.
[141] Ahmed, c. 4, s. 326, Müslim, c. 4, s. 1903, Ebu Dâvud, c. 2, s. 226.
[142] Taberânfden naklen Hevsemf, c.1, s. 172.
[143] Dârimî, c. 1, s. 63, Ta ben, Tefsir, c. 5, s. 147.
[144] Dârimî, c. 1, s. 63, Ta ben, Tefsir, c. 5, s. 147.
[145] Ahmed, c. 2, s. 242, İbn Mâce, c. 1 , s. 3.
[146] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/387-391.
[147] Seyyid Şerif, Ta'rifât, s. 97.
[148] Haris el-Muhâsibf, er-Riâye, s. 52-53.
[149] Abdülkadir Geylânf, Gunyetu'Uâlibfn, c. 1, s. 131-134.
[150] Haris el-Muhâsibf, er-Riâye, s. 40.
[151] Şah Veliyyullah, Hüccetullahi'l-bâliğa, c. 1, s. 143.
[152] Kâsânf, Bedâyiu's-sanâyi', c. 1, s. 90.
[153] Ebu Hanffe, Müsned, s. 45, Abdurrezzak, Musannef, c. 10, s. 425, Ahmed, Müsned, c. 3, s. 74, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 65, Ebu Dâvud, c. 4, s. 255, Tirmizî, c. 4, s. 339.
[154] Zâriyât: 56.
[155] Nahl: 36.
[156] Furkan: 77.
[157] Ahzâb: 56.
[158] Hicr: 99
[159] Abdurreizak, Musannef, c. 5, s. 433, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 216,/^med, c. 3, s. 110,163, 202, Buhârî, c. 5, s. 141.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/392-395.
[160] Kâsânf, c. 1, s. 89, 284-299.
[161] Ahmed, c. 6, s. 30, Müdim, c. 1.S.504, Ebu Dâvud, c. 2, s. 18-19.
[162] Ahmed, c. 6, s. 30, Müslim, c. 1,s.5O4, Ebu Dâvud, t 2, s. 18.
[163] Ahmed.c.1, s. 341, Buhârî, c.1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 2, s. 45.
[164] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 340, Nesâf, Sünen, c. 3, s. 199-200.
[165] Taberânf, c. 2, s. 139.
[166] Ebu Dâvud, c. 2, s. 41, Nesâî, c. 3, s. 200, Taberânf, c. 2, s. 139.
[167] Ebu Dâvud, c. 2, s. 41.
[168] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 50, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 384, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 251 , Buhârî, Sahih, c. 7, s. 183, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 269, Şemail, s. 44, Nesâf, c. 3, s. 219.
[169] Tirmizî, c. 2, s. 29, Şemail, s. 44.
[170] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 50, Ahmed, c. 4, s. 51, 65,115, Buhârî, Sahîh, c. 7, s. 183, Tirmizî, c. 2, s. 269, Şemâil, s. 44, Nesâf, c. 3, s. 219, Taberânf, c. 2, s. 71.
[171] Ahmed, c. 3, s. 412, Müslim, c. 1, s. 520, İbn Mâce, c. 1.S.456.
[172] Dârimî.c. 1 ,s. 285.
[173] Müslim, c. 1, s. 521.
[174] Mâlik, c.1, s. 214, Ahmed, c. 2, s. 267, Buhârî, c. 8, s. 197, Müslim, t 1, s. 521, Dârimî, c. 1, s. 286-287.
[175] Abdurrezzak,c.3, s. 73, Ahmed, c. 2, s. 164, 280, Tirmizî, c. 2, s. 231, Nesâf, c. 4, s. 228, Dârimî, c. 1,5.281.
[176] Abdurrezzak,c,s.73, Ahmed, c. 5, s. 164.
[177] Ahmed, Müsned, c. 2, s. 290, Tirmizî, c. 2, s. 270, Nesâf, c. 1, s. 232-233, İbn Mâce, c. 1 , s. 458, Dârimî, c.1, s. 254.
[178] Ahmed, c. 6, s. 30, Ebu Dâvud, c. 2, s. 18-19.
[179] Müslim, c. 2, s. 814, Nesâf, c. 3, s. 253.
[180] Tirmizî, c. 2, s. 301, Nesâf, c. 3, s. 207.
[181] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 48, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 2, s. 271, Ebu Dâvud, c. 2, s. 70.
[182] Ebu Dâvud, c. 2, s. 49-50.
[183] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[184] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, Tirmizî, c. 2, s. 350, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[185] Tirmizî, c. 2, s. 350, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[186] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[187] Tirmizî, c. 2, s. 350.
[188] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[189] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29-30, Tirmizî, c. 2, s. 350-351, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[190] Ebu Dâvud, c. 2, s. 30, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
Alic; Mekke yolu üzerinde Tayyi'lerden Beni Behterlilerin kondukları karyelerle Feyd arasında susuz, dört gecelik bir kumluk yerdir (Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 4, s. 70).
[191] Tirmizî, c. 2, s. 351, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[192] Ebu Dâvud, c. 2, s. 30, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[193] Tirmizî, c. 2, s. 351, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[194] Ebu Dâvud, c. 2, s. 30, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[195] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 74.
[196] Abdurrezzak, c. 3, s. 76, Ahmed, c. 6, s. 341, Buhârî, c. 2, s. 53, Ebu Dâvud, c. 2, s. 28, İbn Mâce, c. 1, s. 419.
[197] Ahmed, c. 3, s. 500.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/395-400.
[198] Ebu Dâvud, c. 3, s. 348-349.
[199] Ahmed.c. 4, s. 26-27, Buharı, c. 6, s. 196, Müslim, t 3, s. 1599, İbn Mâce, c. 2, s. 1087, Begavf, Mesâbih, c. 2, s. 78.
[200] Ahmed, c. 4, s. 26-27, Buharı, c. 6, s. 196, Müslim, t 3, s. 1599.
[201] Tirmizî, c.3, s. 1 28.
[202] Ahmed, c. 1, s. 224-225, Müslim, c. 2, s. 798, İbn Mâce, c. 1, s. 552-553.
[203] Ahmed, c.1, s. 241.
[204] Nesâf, c. 4, s. 198.
[205] İbn Esîr, Nihâye, t 1, s. 173.
[206] Ahmed, c. 6, s. 143, Müslim, c. 2, s. 811, Tirmizî, c. 3, s. 114, İbn Mâce, c. 1, s. 146.
[207] Tirmizî, c.3, s. 1 22.
[208] Tirmizî, c. 3, s. 1 22, Nesâf, c. 4, s. 203.
[209] Ahmed, c. 5, s. 288, Ebu Dâvud, c. 2,s:.325, Nesâf, c. 4,s:.2O5.
[210] Tirmizî, c. 3, s. 1 31, İbn Mâce, c. 1, s. 551.
[211] Ahmed, c. 5, s. 308, Müslim, c. 2, s. 819, Ebu Dâvud, c. 2, s. 322, Tirmizî, c. 3, s. 124, İbn Mâce, c. 1, s. 551.
[212] Ebu Dâvud, c. 2, s. 356.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/400-402.
[213] Ahmed, c. 6, s. 70, Müslim, c. 1, s. 282, Ebu Dâvud, c. 1, s. 5, Tiımizf, c. 5, s. 463, İbn Mâce, c. 1, s. 110.
[214] Ahmed,c.4, s. 59.
[215] Ahmed, c. 5, s. 101,107, Müslim, c. 1, s. 464, Ebu Dâ'vud, c. 2, s. 29, Nesâf, c. 3, s. 80, Taberânf, Mu'cemu's-sağfr, c. 2, s. 150.
[216] Taberânf, c. 2, s. 150.
[217] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 10, s. 105, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 3, s. 245.
[218] Taberânf, c. 1, s. 103.
[219] Tirmizî. c. 5. s. 569. 570.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/402-403.
Sünnetin Başvurulacak İkinci Hidayet Kaynağı Oluşu
Peygamberimiz Aleyhisselam, Veda Haccında irad buyurduğu hutbesinde: "Ben size öyle birşey bıraktım ki, ona sımsıkı sanlırsanız hiçbir zaman dalâlete düşmez, sapmazsınız. O, Allah'ın Kitabıdır, [102] Allah'ın Resûlünün sünnetidir" buyurmuştur. [103]
Kur'ân-ı Kerîm'e göre de; Kitab ve sünnet, başvurulması gereken iki hidayet kaynağıdır. [104]
Sünnetin Mânâları ve Çeşitleri
Sünnet, lügatta yol demektir. "Sünnetullah" terkibi Yüce Allah'ın hüküm, emir ve nehiylehni ifade eder. [105]
Şeriat dilinde sünnet, Peygamberimiz Aleyhisselamdan sâdır olan sözler (hadisler), işler ve takrirler (tasvibler) demektir.
Peygamberimiz Aleyhisselamın ibadet maksadıyla farz ve vacib olmayarak işlemeye devam ve nadiren terk ettiği şeylere sünnetü'l-hüdâ, sünnet-i müekkede denir ki; ezan, kamet, beş vakit namazın sünnetleri, mazmaza, istinşak... gibi dini tamamlayıcı nitelikte olan sünnetler olup, onları terketmek mekruh ve günahtır.
Münferidin ezan okuması, misvak tutunmak, namaz içinde ve dışında bazı müstehab fiiller ile, Peygamberimiz Aleyhisselamın yemek, içmek, oturup kalkmak, giyinip kuşanmak... gibi sünnetlerine de zevâid sünnetleri denir.
Bunları işlemekte sevap bulunmakla beraber, terketmekte kerahet ve günah yoktur. [106]
Peygamberimiz Aleyhi sselam, bir hutbesinde "Sünnetlerin hayırlısı, Muhammed'in sünnetleridir" buyurduğu gibi; âdet niteliğindeki sünnetlerinin de Rabbânîliğini "Beni Rabbim terbiye edip yetiştirdi ve güzel terbiye edip yetiştirdi" diye açıklayarak, onların da ömek tutulması gerekeceğini işaret buyurmuştur. [107]
Sünnete Sarılmanın ve Bid'atlardan, Taklitçilikten Sakınmanın Gerekliliği
Ashabdan İrbaz b. Sâriye der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam bir gün sabah namazından sonra bize beliğ bir mev'iza irad buyurdu.
Bu mev'izadan gözler yaşardı, kalbler ürperdi.
'Bu, bir vedalaşıcının vazına benziyor!
Öyle ise yâ Rasûlallah! Bize neyi tavsiye buyurursun?1 dedik. [108]
Resûlullah Aleyhisselam:
'Ben sizi gecesi gündüzü gibi aydın olan şeyin üzerinde bırakmış bulunuyorum.
Benden sonra, ancak helak olacak olan kimse ondan sapar! [109]
Allah'tan sakınmanızı, başınıza Habeşli bir köle de geçse onun emirlerini dinlemenizi, kendisine itaat etmenizi size tavsiye ederim.
Benden sonra, sizlerden yaşayanlar, birçok anlaşmazlıklara şahit olacaktır!
O zaman sünnetime, [110] sünnetimden bildiğiniz şeylere, [111] hidayet ve doğru yol üzerinde bulunan halifelerimin (Hulefa-i Râşidînin) sünnetine sımsıkı sarılınız!
Sonradan sonraya ortaya çıkarılan birtakım şeylerden sakınınız!
Çünkü, sonradan sonraya ortaya çıkarılan şey bid'attr.
Her bid'at da dalâlettir, sapkınlıktır!" buyurdu. [112]
Hz. Ebu Bekir, halife olduğu zaman yaptığı konuşmada:
"İnen Kur'ân ve Peygamber Aleyhisselamın sünnetleri bize öğretildi de, biz bu sayede bilgi sahibi olduk" demiştir. [113]
Hz. Alide:
"Resûlullah Aleyhisselamın ruhu kabzolununca, Ebu Bekir halife oldu.
Yüce Allah tarafından ruhu kabzolununcaya kadar, Resûlullah Aleyhisselamın ameline ve sünnetine göre hareket etti.
Sonra Ömer halife oldu.
Ruhu kabzolununcaya kadar o da öyle hareket etti.
Her ikisi de, Resûlullah Aleyhisselamın ameline ve sünnetine göre hareket etti" diyerek şehadette bulunmuştur.[114]
Bid'at; ikmâlinden sonra, başka bir deyişle Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra dinde ihdas edilen şeylere, amellere; [115] Ashabın ve Tabiînin işlemedikleri, sünnete aykırı bulunan şeylere denir. [116]
Peygamberimiz Aleyhisselam, birhadis-i şeriflerinde:
"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; [117] sizler, kendinizden öncekilerin yollarını kanş karış, arşın arşın, [118] kulaç kulaç[119] muhakkak izleyeceksinizdir.
Hatta, onlar bir kelerin deliğine girecek olsalar, onlara tâbi olacaksınız, [120] oraya da onlarla birlikte gireceksiniz" buyurdu. [121]
Ashab:
"Yâ Rasûlallah, kimdir onlar? Ehl-i Kitab olanlar mı? [122] Yahudilerle Hıristiyanlar mı?" diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ya kim olacak?!" buyurdu. [123]
Peygamberimiz Aleyhisselam, başka bir hadislerinde de:
"Eğer sizler Peygamberinizin sünnetini bırakacak olursanız, muhakkak dalâlete düşer, yolunuzu şaşırırsınız!"
buyurmuştur. [124]
Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama Kur'ân-ı Kerîmle indiği gibi, sünnet ile de inerdi. [125]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İyi biliniz ki; bana Kitab ve onunla birlikte bir o kadar daha verildi!" buyurmustur. [126]
Yine Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Haberiniz olsun ki; Resûlullahın da, Allah'ın (Kur'ân'da) haram kıldıkları kadar haram kıldığı şeyler vardır. [127]
Çok sürmez, [128] kamı tok. [129] koltuğuna kurulmuş bir adama hadislerimden bir hadis söylenirde, o:
'Bizim yanımızda ve sizin aranızda Yüce Allah'ın Kitabı var! [130] Size Kitabullah yeter! Onda helâl bulduğunuz şeyi helâl olarak kabul ediniz, onda haram bulduğunuz şeyi haram olarak kabul ediniz! [131] Biz de onda helâl bulduğumuz şeyi helâl sayarız, haram bulduğumuz şeyi haram sayarız' der. [132]
Sakın! Herhangi birinizi, koltuğuna kurulmuş olduğu halde kendisine erişeni[133] hadislerimden birşey, [134] yapılmasını emr veya ondan nehy ettiğim bir emrim hakkında: [135]
'Ben bunu bilmiyorum, tanımıyorum! [136] Biz bunu bilmiyoruz! Biz ancak Kitabullahta bulduğumuz şeye uyanz! [137] Biz bunu Kitabullahta bulamadık! [138] İşte Kitabullah! Yok onda bu! Biz, Kitabullahta bulduğumuza göre amel ederiz, aksi takdirde hayır!'[139] der bir tutumda bulmayayım!
İyi biliniz ki; Resûlullahın haram kıldığı şey, Allah'ın haram kıldığı şey gibidir! [140]
Ben ne helâli haram, ne de haramı helâl kılarım. [141]
Sizden, koltuğuna kurulmuş biriniz, Allah'ın şu Kitabındakilerden başka birşeyi haram kılmadığını mı sanıyor?!
Şunu iyi biliniz ki; vallahi ben de hem öğüt verdim, hem de bazı şeyleri emr, bazı şeylerden de nehy ettim.
Benim emr ve nehy ettiğim şeyler, belki Kur'ân'daki kadardır, ya da daha çoktur!
Şüphe yok ki, Allah Ehl-i Kitabın evlerine izinsiz olarak girmenizi, kadınlarını dövmenizi, üzerlerine salınan vergiyi ödedikleri halde meyvelerini yemenizi size helâl kılmam ıştır!" buyurdu. [142]
"Sünnet, ikidir:
1. Farz hakkında olan sünnet.
2. Farz hakkında olmayan sünnet.
Farz hakkındaki sünnetin aslı Kitabullahtadır. Ona yapışmak hidayet, onu bırakmak dalâlet, sapkınlıktır.
Farz hakkında olmayan sünnetin aslı Kitabullahta yoktur. Ona yapışmak fazilettir, onu bırakmak günah değildir.
Ümmetim bozulduğu zamanda sünnetime sarılan kimse için şehit ecri vardır!" da buyurulmustur.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizin üzerinize öyle birzaman gelecektir ki, o zamanda helâl olan üç dirhemden veya kendisiyle görüşülüp konuşulacak bir kardeşten veya amel edilecek bir sünnetten daha aziz, daha şerefli birşey bulunmayacaktır" buyurmuştur. [143]
Mü'minlerin sünnete başvurmaları, uymaları Yüce Allah'ın emri gereğidir.
Kur'ârH Kerîm'de bu hususta şöyle buyurulur:
"Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat ediniz!
Birşey hakkında çekiştiğiniz zaman-eğer Allah'a ve ahi ret gününe inanıyorsanız-hemen onu Allah'a ve Peygambere döndürünüz! Bu, hem hayırlı, hem de netice itibarıyla daha güzeldir!" (Nisa: 59)
"Sizden olan emir sahipleri," din âlimleri ve fakihler demektir.
"Allah'a ve Resûlullaha itaat" da, Kitab ve sünnete tâbi olmak demektir. [144]
"Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiştir." (N isa: 80)
"..Peygamber size ne verdiyse onu alınız! Size neyi yasakladıysa ondan da sakınınız. Allah'tan korkunuz! Çünkü, Allah'ın azabı çetindir!" (Haşr 7)
"Andolsun ki, Resûlullahta sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü ummakta olanlar için, Allah'ı çok ananlar için güzel bir imtisal numunesi vardır." (Ahzâb: 21)
Peygamberimiz Aleyhisselam da, hadis-i şeriflerinde:
"Ben size neyi emretmişsem onu alınız! Sizi neden nehyetmişsem ondan da sakınınız!" [145] buyurmuşlardır.[146]
Allah'a İbadet ve Tâat, Peygamberimiz Aleyhisselamın Ömrünün Sonuna Kadar İbadete Devam Edişi
İbadet, mükelleflerin (erginlik çağına eren akıl sahibi insanların) nefislerinin arzu ve temayüllerine muhalefetle Rablerini tazim için yapmış oldukları , [147] yapılması sevap olan, Allah'a yakınlık ifade eden özel tâatleridir.
Tâatin aslı verâdır.
Verânın aslı takvadır.
Takvanın aslı nefis muhasebesidir.
Nefis muhasebesinin aslı Allah'ın azabından sakınmak, nimetini ummaktır. [148]
On şey nefse gerekli görülmeyince verâ tamamlanmaz:
1. Dil ile gıybetten korunmak,
2. Kötü zandan sakınmak,
3. Halk ile alay etmekten geri durmak,
4. Haramlara bakmamak,
5. Doğru sözlü olmak,
6. İman nimetinden dolayı Yüce Allah'a minnettar olmak ve kendi kendini beğenmemek,
7. Malı hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,
8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,
9. Beş vakit namazı vakitlerine, rükû ve secdelerine dikkat ve itina ederek korumak,
10.Ümmet ve cemaat üzere istikamet etmek.
Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayet edildiğine göre:
"Herşey için bir had vardır. İslâm'ın hududu da verâ, tevazu, sabır ve şükürdür.
Verâ işlerin kıyam ve sebatına, sabır cehennem ateşinden kurtuluşa, şükür de cennete nail olmaya sebeptir."
Hasanü'l-Basrî, Mekke'de Hz. Ali'nin oğullarından, arkasını Kabe'ye dayayıp halka vaz eden bir gence:
"Dinin sebat ve kıyamına sebeb olan şey nedir?" diye sordu.
Genç:
"Verâdır!" dedi.
Hasanü'l-Basrî:
"Dinin âfeti nedir?" diye sordu.
Genç:
"Tamahtır!" dedi.
Avamın verâsı, haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır.
Havassın verâsı, içinde heva ve nefis için şehvet ve lezzet bulunan şeyden sakınmaktır.
Havassın havassının verâsı, içinde kendi irade ve görüşü bulunabilecek herşeyden sakınmaktır.
Hâsılı; avam dünyayı terk ile, havas cenneti terk ile, havassın havassı da mâsivâyı (Allah'tan başka herşeyi) terk ile verâ eder.
Bişr b. Haris der ki:
"Amellerin en zoru ve ağır olanları üçtür:
1. Azlıkta cömertlik yapmak,
2. Tenhâda verâ üzere hareket etmek,
3. Kendisinin cezasından korkulan ve ihsanı umulan kimsenin yanında hak olan sözü hiç çekinmeden söylemek."
Bişr b. Hâris'in kızkardeşi, İmam Ahmed b. Hanbel'e gelerek:
"Ey imam! Biz geceleyin damlarımızın üzerinde otururuz. Yanımızda geçen meşalelerin ışıkları üzerimize düşer. Biz o meşalelerin ışıklarından yararlanarak iplik eğiririz. Bu ışıkların altında iplik eğirmemiz bize caiz ve helâl olur mu?" diye sordu.
Ahmed b. Hanbel:
"Allah iyiliğini versin! Sen kimsin?" dedi.
Kadın:
"Ben Bişr b. Hâris'in kız kardeşiyim!" deyince, Ahmed b. Hanbel ağladı ve:
"Gerçek verâ sahibi sizin evinizden çıkmıştır. Sakın sen o meşalelerin altında oturup iplik eğireyim deme!" dedi. [149]
Hadis-i şerifte buyurulduğuna göre:
"Kıyamet günü:
'Ey kullarım! Bugün size korku yoktur! Sizler mahzun da olacak değilsiniz!' diyerek seslenilecek!
Mahşer halkı başlarını kaldıracaklar ve:
'Biz, Yüce Allah'ın kullarıyız!' diyecekler.
Sonra:
'Onlar ki; âyetlerimize inandılar ve Müslüman oldular!' diyerek seslenilecek.
Bunun üzerine, kafirlerin başları önlerine eğilecek! Allah'ı tevhid edenlerin başları kalkık kalacak!
'Onlar ki; iman etmişler ve Allah'ın buyruklarına aykırı tutum ve davranışlardan son derecede sakınıp durmuşlardır!' diyerek üçüncü kez seslenilecek!
Bunun üzerine, büyük günah işlemiş olanların başlan önlerine eğilecek. Takva sahiplerinin ise başları kalkık kalacak!
Kerîm olan Allah, va'dettiği gibi, onların üzerinden korkuyu ve hüznü giderecek! Çünkü O, kerîmlerin en kerîmidir!
Velîlerinden yardımı kesmez ve onları korku içinde bırakmaz!" [150]
Yüce Allah nimetlerin ihsan edicisidir. Nimetlere erenin nimetlere şükretmesi gerekir.
İbadet de, Allah'ın nimetlerine bir şükürdür. [151]
Daha açık bir deyişle; ibadet, insanın gerek en güzel bir biçimde yaratılmış bulunmasından, ve gerek hiçbir emeği ve hakkı geçmeden en kıymetli, en hassas iç ve dış uzuvlara nail olmasından dolayı Yaratanına bir şükrüdür.
Nimete şükür ise, aklen ve şer'an farzdır. [152]
İnsan, gördüğü en küçük bir iyiliği bile karşılıksız, teşekkürsüz bırakmaz istemez.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez. [153]
Başta peygamberler olmak üzere, bütün insanlar Allah'a ibadet ve kulluk etmek için yaratı İm ı şiardır. [154]
Her ümmete de "Allah'a ibadet ediniz!" diye tebligatta bulunan bir peygamber gönderilmiştir. [155]
İnsanların Allah'a ibadetleri olmasa Allah katında ne değerleri kalır?" [156]
İbadetten istisna edilen, muaf tutulan hiçbir kul yoktur.
Hatta, Yüce Allah'ın ve meleklerin kendisini selamladıkları[157] en sevgili kulu olan Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam da:
"Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" [158] emrine muhatap olmuş ve mübarek ruhunu Rabbine teslim ettiği güne kadarda ibadet vazifesini yerine getirmekten geri kalmamıştır. [159]
Namazın Çeşitleri
Namaz, farz, vacib, sünnet ve nafile olmak üzere dört çeşittir.
Farz olanlar ikiye ayrılır 1) Farz-ı ayn, 2) Farz-ı kifâye.
Farz-ı ayn olanlarda ikiye ayrılır 1) Her gün ve gecede beş vakitte kılınan namazlar. 2) Cuma günü kılınan Cuma namazı.
Farz-ı kifâye olan namaz da, cenaze namazıdır.
Vacib namazlar ikidir 1 Vitir namazı, 2 Ramazan ve Kurban Bayramı namazları.
Sünnet ve nafile olan namazlara gelince; onlar da beş vakit namazların tarzlarıyla birlikte kılınan sünnet namazlarla, Ramazan'da kılınan teravih namazı ile geceleri nafile olarak kılınan teheccüd namazı, gündüzleri nafile olarak kılınan kuşluk namazı vesair nafile namazlardır.[160]
Hz.Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam sabah namazının farzından önce evinde iki rekat, öğle namazının farzından önce evinde dört rekat, farzından sonra evinde iki rekat, [161] ikindi namazının farzından önce evinde dört rekat, akşam namazının farzından sonra evinde iki rekat, yatsı namazının farzından sonra evinde iki rekat nafile namaz kılardı. [162] Bunu dört rekat kıldığı da olurdu. [163]
Yatsının nazîri olan öğlenin ilk dört rekatına kıyasla, yatsı namazının farzından önce de-Peygamberimiz Aleyhisselamın dilersek kendiliğimizden kılabileceğimiz hakkındaki müsaadesine uyu-larak-dört rekat namaz kılınması güzel görülmüş ve mendub olarak kilınagelmiştir.
Saîd b. Hişam der ki:
"Âişeye:
'Ey mü'minlerin annesi! Resûlullah Aleyhisselamın gece namazını bana haber ver!1 dedim.
'Sen, 'Ey esvabına bürünen Resûlüm! Gecenin birazı hariç olmak üzere, kalk! Gecenin yarısı mik-tarınca yahut ondan birazını eksilt! Yahut o yarının üzerine ekleyip arttır! Kur'ân'ı da açık açık, tane tane oku!1 [Müzzemmil: 1-4] âyetlerini okumuyor musun?!1 dedi.
'Evet! Okuyorum!' dedim. [164]
'İşte, Resûlullah Aleyhisselam a başlangıçta gece namazı böyle farzdı' dedi. [165]
'Müslümanlarda, ayaklan şişinceye kadar namazda dururlardı.
Yüce Allah, Müzzemmil sûresinin son âyetini indirinceye kadar, onları oniki ay tuttu.
Sonra:
'...O Allah, bunu (saatlerin miktarını) sizin sayamayacağınızı bildiği için, size karşı ruhsat tarafına döndü. Artık, Kufân'dan, kolay geleni okuyunuz' [Müzzemmil: 20] hükmünü indirince, gece namazı, farzlardan sonra nafile oldu' dedi." [166]
Bununla beraber, Peygamberimiz Aleyhisselam gece namazını bırakmamış, yaşlanıp ayakta duramadığı zaman da oturarak kılmaya devam etmiştir. [167]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kıyamda ayakları şişinceye kadar durmaya devam ettiği sıralarda, [168] Hz.Âişe:
"Yâ Rasûlalları! Bu zahmete niye katlanıyorsun? [169]
Allah senin geçmişteki, gelecekteki günahlarını bağışladı ya!?" dedikçe, Resûlullah Aleyhisselam:
"Ben şükredici bir kul da mı olmayayım?" buyururdu. [170]
"Hangi namaz efdal ve üstündür?" sorusuna, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kunûtu (kıyamı) uzun olandır!" buyurmuş; [171]
"Farzlardan sonra efdal ve üstün namaz, geceyarısında kılınan namazdır. [172] Gecede öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kimse o saate rastlar da Allah'tan dünya ve ahiret işlerine ait bir hayır isterse, o isteğini Allah ona verir. Bu, her gece böyledir!" buyurmuştur. [173]
"Yüce Rabbimiz, her gece, gecenin son üçte biri kaldığında (mekândan münezzeh olarak) dünya semasına iner de:
'Hani Bana dua eden ki, duasını kabul edeyim!
Hani Benden dilekte bulunan ki, dileğini vereyim!
Hani Benden yariıganmak dileyen ki, kendisini yarlıgayayım!' buyurur." [174]
"Hiçbir kul yok ki, Allah'a bir secde etsin de, Allah onu o secdesine karşılık bir derece yükseltmiş, bir günahını düşmüş[175] ve kendisi için bir hasene (sevap) yazmış olmasın!" [176]
"Kıyamet gününde kulun amelinden hesap vereceği ilk şey namazdır!
Eğer o tam ve sağlam olursa, kul korktuğundan kurtulur ve umduğuna nail olur!
Eğer kul farzdan birşey eksiltmişse sânı yüce olan Allah:
'Bakınız! Kulumun nafile olan namazı var mıdır?' buyurur.
Farzdan eksilttiği miktar onunla doldurulur, tamamlanır.
Sair ameli hakkında da böyle muamele olunur." [177]
Peygamberimiz Aleyhisselam nafile namazlarını umumiyetle evlerinde kılar, çıkıp farzları Müslümanlara mescidde kıldırırdı.[178]
Abdullah b. Amr der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, bana:
'Ey Abdullah! Sakın, sen filan gibi olma!
O geceleyin kalkıp namaz kılardı da, şimdi gece namazını bıraktı!' buyurdu."[179]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Farz namazlardan sonra namazların efdal ve üstünü gece namazı dır."[180]
"Kim geceleyin uyanır ve zevcesini de uyandırarak iki rekat namaz kılarlarsa, kendileri Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar zümresinden yazılır ve sayılırlar" buyurmuş; [181] Kur'ân-ı Kerîm'de de:
"...Allah'ı çokzikreden erkeklerle Allah'ı çokzikreden kadınlar için de Allah bir mağfiret ve pek büyük bir ecir ve mükâfat hazırlamıştır" buyurulmustur. (Ahzâb: 35)
Peygamberimiz Aleyhisselam Ramazan gecelerinde aynca teravih namazı kılarve bunu kılmalarını Müslümanlara da önemle tavsiye buyururdu.
Bilhassa Ramazan'ın son on gecesini ibadetle ihyaya son derecede önem verir, ev halkını da uyandırırdı. [182]
Peygamberimiz Aleyhisselam, amcası Hz. Abbas'a:
"Ey Abbas! Ey amcacığım! Ben sana bir ihsanda bulunayım mı?[183] Sana akrabalık hakkını ödeyeyim, sana yararlı olayım mı?" diye sordu.[184]
Hz. Abbas:
"Evet yâ Rasûlallah!" dedi. [185]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben sana on şeyi haber vereyim ki, onları işlediğin zaman, Allah senin günahının evvelini ve ahirini, yenisini ve eskisini, kasıtlısını ve kasıtsızını, küçüğünü ve büyüğünü, gizlisini ve açığını bağışlasın!1[186]
Ey amca![187] O on şey şunlardır.[188]
Dört rekat namaz kılarsın. Her rekatta Fatihayla birlikte bir sûre okursun. İlk rekatın kıraati bitince ayakta olduğun halde on beş kere 'Sübhânallahi velhamdulillahi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber' dersin.
Rükûa gidersin ve rükuda iken bunu on kere söylersin.
Sonra rükûdan başını kaldırır, ayakta dikilmiş olduğun halde bunu on kere söylersin.
Sonra secdeye gidersin. Secdede bunu on kere söylersin.
Sonra secdeden başını kaldırırsın, orada bunu on kere söylersin.
Tekrar secdeye gidersin. Secdede bunu on kere söylersin.
Sonra secdeden başını kaldırırsın, orada bunu on kere daha söylersin.
Bu, her rekatta 75 eder. [189]
Bunu rekatların dördünde de yaparsın.[190]
Dört rekatta 300 eder.
Artık, senin günahların Alic* kumlarının sayısı kadar da olsa, Allah seni bağışlar.[191]
Bunu her gün bir kere kılmaya gücün yeterse, kıl!" buyurdu.[192]
Hz. Abbas:
"Yâ Rasûlallah! Bunu her gün söylemeye kimin gücü yeter?!" dedi. [193]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Her gün kılmaya gücün yetmezse her Cuma bir kere kıl!
Her Cuma kılmaya gücün yetmezse her ay bir kere kıl!
Her ay kılmaya gücün yetmezse her yıl bir kere kıl!
Her yıl kılmaya gücün yetmezse ömründe bir kez olsun kıl!" buyurdu.[194]
Peygamberimiz Aleyhisselam, gündüz nafilelerinden kıldıkları kuşluk namazını, iki, dört, altı ve sekiz rekat olarak kılardı.[195]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu namazı Mekke'nin fethinde sekiz rekat olarak kılmıştır. [196]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisine hizmet eden bir zâta:
"Bir hacetin, dileğin var mı?" diye sorar dururdu.
Günlerden bir gün, yine ona böyle sorduğu zaman:
"Dileğim vardır yâ Rasûlallah!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Nedir dileğin?" diye sordu.
"Kıyamet günü bana şefaat etmendir!" deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bunu istemen için sana kim yol gösterdi?" diye sordu.
"Rabbim gösterdi!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen de, çokça secdeler, namazlarla bana bu hususta yardımcı olmalısın!" buyurdu.[197]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Tuttuğu Nafile Oruçlar
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur. [198]
Allah'ın, Aşura günü orucunu ondan önceki yılın günahlarına keffaret kılacağını umarım" buyurdu.[199]
Hz. Ali derki:
"Peygamber Aleyhisselama bir adam gelip:
'Yâ Rasûlallah! Ramazan ayından sonra hangi ay oruç tutmamı bana emredersin?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam, ona:
'Ramazan ayından sonra oruç tutacaksan, Muharrem ayını tut! Çünkü o, Allah'ın ayıdır. O ayda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbelerini kabul etmiştir ve o günde başka bir kavmin detev-belerini kabul edecektir!" buyurdu.[200]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ramazan ayı orucunun farz kılınışından önce Aşura günü orucunu Muharremin onuncu günü tutmalarını emretmiş, ayrıca:[201]
"Ben, gelecek yıl sağ olursam, dokuzuncu günü de oruçlu geçireceğim![202] Aşura günü orucunu tutunuz ve bu hususta Yahudilere muhalefet ediniz: Aşura gününden bir gün önce ve ondan bir gün sonra da oruç tutunuz!" buyurmuştur. [203]
Peygamberimiz Aleyhisselam, hazerde ve seferde eyyamu'l-bîz'ı oruçsuz geçirmezdi. [204]
Eyyâm-ı biz, ayın doğup sonuna kadar aydınlattığı geceler demektir ki, her ayın onüçüncü, ondördüncü ve onbeşinci geceleridir. [205]
Peygamberimiz Aleyhisselam Şaban ayını hemen hemen oruçsuz geçirmezdi. [206]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ameller, Pazartesi ve Perşembe günleri Yüce Allah'a arzolunur. Bunun için, ben de amelimin oruçlu bulunduğum sırada arzedilmesini severim" buyurmuştur. [207]
Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam bir ayın Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günleri, öbür ayın da Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri oruç tutardı. [208]
Peygamberimiz Aleyhisselam Zilhicce ayının dokuz gününde oruç tutardı. [209]
"Günlerden hiçbir gün yoktur ki, Zilhicce'nin on gününde yapılan ibadet kadar Allah'a sevgili olsun!
O günlerden her birinin orucu bir yıl oruca, gecelerinden her birinin namazı da Kadir gecesi namazına (sevapça) denktir! [210]
Allah'ın, Arefe günü orucunu o günden önceki yıl ile o günden sonraki yılın günahlarına keffaret kılacağını umanm!" buyurmuştur. [211]
Fakat, Arafat'ta oruç tutmayı nehyetmiştir. [212]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Allah'ı Zikredişi
Hz. Aişe:
"Resûlullah Aleyhisselam her vakitte Allah'ı zikrederdi" dediği gibi, [213] Retina b. Ka'bü'l-Eslemî de:
"Resûlullah Aleyhisselamın gündüzün hizmetinde bulunur, hacetini görür gözetir, derler toparlardım.
Resûlullah Aleyhisselam, yatsı namazını kılınca evine girerdi.
Ben de kapısının önüne otururdum.
Belki Resûlullah Aleyhisselamın hacetine ait bir buyruğu olur, derdim.
Resûlullah Aleyhisselamın:
'Sübhanallah! Sübhanallah! Sübhanallahi ve bihamdihi!1 diyerek teşbih edişini dinleye dinleye gözlerimi uyku bürür, uyuyakalırdım" demiştir. [214]
Resûlullah Aleyhisselam, sabah namazını kıldığı zaman, güneş iyice doğuncaya, yükselinceye kadar oturur, [215] Allah'ı zikreder; [216]
"İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar Allah'ı zikreden cemaatle birlikte oturmam, bana, her biri için oniki bin dirhem vererek İsmail Aleyhisselam evladından dört köleyi azad etmemden daha sevgilidir" buyururdu. [217]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ın nimete bürüdüğü kimse, Allah'a hamd etmeyi çoğaltsın!
Günahı çoğalan kimse, istiğfarı çoğaltsın!
Rızkı geciken kimse de lâ havle ve lâ kuvvete illa billah' sözünü çoğaltsın!"
"Cennete ilk davet edilecek kimseler, genişlikte ve darlıkta Allah'a hamd edip durmuş olan hamd edicilerdir." [218]
"Rabbin kuluna, gecenin son yarısındakinden daha yakın olduğu bir zaman yoktur.
Eğer o saatte Allah'ı zikredicilerden olmaya gücün yeterse, ol!" buyurmuştur. [219]
___________
[102] İbnİshak,İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 251, Mâlik, Muvatta1, c. 2, s. 899, Vâkıdî, Megâzî, c.3,s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Taberî, c. 3, s. 169, Zehebî, Megâzî, s. 589.
[103] İbn İshak,c.4, s. 251, Mâlik, c. 2, s. 899, Taberî, c. 3, s. 169, Zehebî, s. 589.
[104] Nisa: 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/386.
[105] 89.Ffnjzâbâdf, c. 4, s. 239.
[106] Seyyid Şerif, Ta'rifât, s. 82-83.
[107] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1016, BeyhakPden naklen İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 9, Ebu'l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 24, İbn Hamia, el-Beyân, c. 1, s. 1 65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/386-387.
[108] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 126, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 201, Tirmizî, c. 5, s. 44, İbn Mâce, c. 1, s. 1 5-16, Dârimî, c. 1, s. 43.
[109] Ahmed, c. 4, s. 128, İbn Mâce, c. 1, s. 16.
[110] Ahmed, c. 4, s. 126, Ebu Dâvud, c. 4, s. 201, Tirmizî, c. 5, s. 44, İbn Mâce, c. 1, s. 16, Dâıimf, c. 1 , s. 43 44.
[111] Ahmed, c. 4, s. 126, İbn Mâce, c. 1, s. 16.
[112] Ahmed, c. 4, s. 126-127, Ebu Dâvud, c. 4,s.2O1, Tirmizî, c. 5, s. 44, İbn Mâce, c. 1, s. 16, Dârimî, c. 1 , s. 44.
[113] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 183, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 590, Muhibbut-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 231.
[114] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 128.
[115] Ffruzâbâdf, c.3,s.3.
[116] Seyyid Şerif, s. 29.
[117] Ahmed, c. 2, s. 327.
[118] Ahmed, c. 2, s. 32, Buhârî, c. 8, s. 151 .Müslim, c. 4, s. 2054.
[119] Ahmed, c. 2, s. 327.
[120] Ahmed, c. 3, s. 84, Buhârî, c. 8, s. 151 .Müslim, c. 4, s. 2054.
[121] Ahmed, c. 2, s. 450.
[122] Ahmed, c. 2, s. 327.
[123] Ahmed, c. 3, s. 84, 89, Buhârî, c. 8, s. 151, Müslim, c. 4, s. 2054.
[124] Ahmed, c.1, s. 455.
[125] Dârimî, c. 1, s. 117.
[126] Ebu Dâvud, c. 4, s. 200.
[127] İbn Mâce, c.1, s. 6.
[128] Ahmed, c. 4, s. 131 , E bu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1, s. 6, Dârimî, c. 1, s. 111, Hâkim, c. 1, s. 109, Begavf, Mesâbih, c.1,s.13.
[129] Ahmed, c. 4, s. 131, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, Begavf, c. 1,s.13.
[130] Ahmed, c. 4, s. 132, İbn Mâce, c. 1, s. 6, Dârimî, c.1, s. 117, Hâkim, c.1, s. 109.
[131] Ahmed, c. 4, s. 131, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200.
[132] Ahmed, c. 4, s. 132, İbn Mâce, c. 1, s. 6, Dârimî, c.1, s. 117, Hâkim, c.1, s. 109.
[133] Ahmed, c. 6, s. 8, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1, s. 7, Hâkim, c. 1, s. 108, Begavf, c. 1, s. 1 3.
[134] Ahmed, c. 6, s. 8.
[135] Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c.1 , s. 6, Hâkim , c. 1, s. 1 08, Begavf, c. 1, s. 13.
[136] İbn Mâce, c.1, s. 6, Hâkim, c.1 ,s.1O8, Begavf, c.1, s. 13.
[137] Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1, s. 7, Hâkim, c. 1, s. 107, Begavf, c. 1, s. 13.
[138] Ahmed, c. 6, s. 8.
[139] Hâkim, c. 1.S.108.
[140] Ahmed, c. 4, s. 132, Ebu Dâvud, c. 4, s. 200, İbn Mâce, c. 1,s.7, Hâkim, c.1, s. 108.
[141] Ahmed, c. 4, s. 326, Müslim, c. 4, s. 1903, Ebu Dâvud, c. 2, s. 226.
[142] Taberânfden naklen Hevsemf, c.1, s. 172.
[143] Dârimî, c. 1, s. 63, Ta ben, Tefsir, c. 5, s. 147.
[144] Dârimî, c. 1, s. 63, Ta ben, Tefsir, c. 5, s. 147.
[145] Ahmed, c. 2, s. 242, İbn Mâce, c. 1 , s. 3.
[146] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/387-391.
[147] Seyyid Şerif, Ta'rifât, s. 97.
[148] Haris el-Muhâsibf, er-Riâye, s. 52-53.
[149] Abdülkadir Geylânf, Gunyetu'Uâlibfn, c. 1, s. 131-134.
[150] Haris el-Muhâsibf, er-Riâye, s. 40.
[151] Şah Veliyyullah, Hüccetullahi'l-bâliğa, c. 1, s. 143.
[152] Kâsânf, Bedâyiu's-sanâyi', c. 1, s. 90.
[153] Ebu Hanffe, Müsned, s. 45, Abdurrezzak, Musannef, c. 10, s. 425, Ahmed, Müsned, c. 3, s. 74, Buhârî, Edebü'l-müfred, s. 65, Ebu Dâvud, c. 4, s. 255, Tirmizî, c. 4, s. 339.
[154] Zâriyât: 56.
[155] Nahl: 36.
[156] Furkan: 77.
[157] Ahzâb: 56.
[158] Hicr: 99
[159] Abdurreizak, Musannef, c. 5, s. 433, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 216,/^med, c. 3, s. 110,163, 202, Buhârî, c. 5, s. 141.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/392-395.
[160] Kâsânf, c. 1, s. 89, 284-299.
[161] Ahmed, c. 6, s. 30, Müdim, c. 1.S.504, Ebu Dâvud, c. 2, s. 18-19.
[162] Ahmed, c. 6, s. 30, Müslim, c. 1,s.5O4, Ebu Dâvud, t 2, s. 18.
[163] Ahmed.c.1, s. 341, Buhârî, c.1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 2, s. 45.
[164] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 340, Nesâf, Sünen, c. 3, s. 199-200.
[165] Taberânf, c. 2, s. 139.
[166] Ebu Dâvud, c. 2, s. 41, Nesâî, c. 3, s. 200, Taberânf, c. 2, s. 139.
[167] Ebu Dâvud, c. 2, s. 41.
[168] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 50, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 384, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 251 , Buhârî, Sahih, c. 7, s. 183, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 269, Şemail, s. 44, Nesâf, c. 3, s. 219.
[169] Tirmizî, c. 2, s. 29, Şemail, s. 44.
[170] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 50, Ahmed, c. 4, s. 51, 65,115, Buhârî, Sahîh, c. 7, s. 183, Tirmizî, c. 2, s. 269, Şemâil, s. 44, Nesâf, c. 3, s. 219, Taberânf, c. 2, s. 71.
[171] Ahmed, c. 3, s. 412, Müslim, c. 1, s. 520, İbn Mâce, c. 1.S.456.
[172] Dârimî.c. 1 ,s. 285.
[173] Müslim, c. 1, s. 521.
[174] Mâlik, c.1, s. 214, Ahmed, c. 2, s. 267, Buhârî, c. 8, s. 197, Müslim, t 1, s. 521, Dârimî, c. 1, s. 286-287.
[175] Abdurrezzak,c.3, s. 73, Ahmed, c. 2, s. 164, 280, Tirmizî, c. 2, s. 231, Nesâf, c. 4, s. 228, Dârimî, c. 1,5.281.
[176] Abdurrezzak,c,s.73, Ahmed, c. 5, s. 164.
[177] Ahmed, Müsned, c. 2, s. 290, Tirmizî, c. 2, s. 270, Nesâf, c. 1, s. 232-233, İbn Mâce, c. 1 , s. 458, Dârimî, c.1, s. 254.
[178] Ahmed, c. 6, s. 30, Ebu Dâvud, c. 2, s. 18-19.
[179] Müslim, c. 2, s. 814, Nesâf, c. 3, s. 253.
[180] Tirmizî, c. 2, s. 301, Nesâf, c. 3, s. 207.
[181] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 48, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 2, s. 271, Ebu Dâvud, c. 2, s. 70.
[182] Ebu Dâvud, c. 2, s. 49-50.
[183] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[184] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, Tirmizî, c. 2, s. 350, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[185] Tirmizî, c. 2, s. 350, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[186] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[187] Tirmizî, c. 2, s. 350.
[188] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[189] Ebu Dâvud, c. 2, s. 29-30, Tirmizî, c. 2, s. 350-351, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[190] Ebu Dâvud, c. 2, s. 30, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
Alic; Mekke yolu üzerinde Tayyi'lerden Beni Behterlilerin kondukları karyelerle Feyd arasında susuz, dört gecelik bir kumluk yerdir (Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 4, s. 70).
[191] Tirmizî, c. 2, s. 351, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[192] Ebu Dâvud, c. 2, s. 30, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[193] Tirmizî, c. 2, s. 351, İbn Mâce, c. 1, s. 442.
[194] Ebu Dâvud, c. 2, s. 30, İbn Mâce, c. 1, s. 443.
[195] Abdurrezzak, Musannef, c. 3, s. 74.
[196] Abdurrezzak, c. 3, s. 76, Ahmed, c. 6, s. 341, Buhârî, c. 2, s. 53, Ebu Dâvud, c. 2, s. 28, İbn Mâce, c. 1, s. 419.
[197] Ahmed, c. 3, s. 500.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/395-400.
[198] Ebu Dâvud, c. 3, s. 348-349.
[199] Ahmed.c. 4, s. 26-27, Buharı, c. 6, s. 196, Müslim, t 3, s. 1599, İbn Mâce, c. 2, s. 1087, Begavf, Mesâbih, c. 2, s. 78.
[200] Ahmed, c. 4, s. 26-27, Buharı, c. 6, s. 196, Müslim, t 3, s. 1599.
[201] Tirmizî, c.3, s. 1 28.
[202] Ahmed, c. 1, s. 224-225, Müslim, c. 2, s. 798, İbn Mâce, c. 1, s. 552-553.
[203] Ahmed, c.1, s. 241.
[204] Nesâf, c. 4, s. 198.
[205] İbn Esîr, Nihâye, t 1, s. 173.
[206] Ahmed, c. 6, s. 143, Müslim, c. 2, s. 811, Tirmizî, c. 3, s. 114, İbn Mâce, c. 1, s. 146.
[207] Tirmizî, c.3, s. 1 22.
[208] Tirmizî, c. 3, s. 1 22, Nesâf, c. 4, s. 203.
[209] Ahmed, c. 5, s. 288, Ebu Dâvud, c. 2,s:.325, Nesâf, c. 4,s:.2O5.
[210] Tirmizî, c. 3, s. 1 31, İbn Mâce, c. 1, s. 551.
[211] Ahmed, c. 5, s. 308, Müslim, c. 2, s. 819, Ebu Dâvud, c. 2, s. 322, Tirmizî, c. 3, s. 124, İbn Mâce, c. 1, s. 551.
[212] Ebu Dâvud, c. 2, s. 356.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/400-402.
[213] Ahmed, c. 6, s. 70, Müslim, c. 1, s. 282, Ebu Dâvud, c. 1, s. 5, Tiımizf, c. 5, s. 463, İbn Mâce, c. 1, s. 110.
[214] Ahmed,c.4, s. 59.
[215] Ahmed, c. 5, s. 101,107, Müslim, c. 1, s. 464, Ebu Dâ'vud, c. 2, s. 29, Nesâf, c. 3, s. 80, Taberânf, Mu'cemu's-sağfr, c. 2, s. 150.
[216] Taberânf, c. 2, s. 150.
[217] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 10, s. 105, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 3, s. 245.
[218] Taberânf, c. 1, s. 103.
[219] Tirmizî. c. 5. s. 569. 570.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/402-403.