16-08-2007, 13:28
Bunca varlık var iken,
Gitmez gönül darlığı...
Yunus Emre
Yunus'un şiirlerinde enteresan bir ümit bulurum hep. Hatta farklı bir canlılık, bir hareket. Asla pasifleştirici ve kasvetlendirici değil. En hüzünlü mısralarını bile, "şöyle garîp bencileyin" deyip, -kanımca- içten bir umutla kapatır. Ancak yeri geldiğinde de doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten geri durmaz. Tıpkı burada olduğu gibi.
Neden mi? Bunu anlamak için evdeki Yunus Divanı'nı biraz karıştırıp, şiirin tamamını aradım. Beraber bakalım, isterseniz:
"Kemdürür yoksulluktan nicelerin varlığı
Bunca varlık ânundur gitmez gönül darlığı"
El-hâk, öyle. Nice zenginler var ki, onların zenginliği yoksulların fakirliklerinden daha kötü. Çünkü onların bunca varlıkları varken, gönül darlıkları bir türlü gitmiyor, bitmiyor. Bu beyiti literal anlamıyla bu şekilde de anlayabiliriz, ya da belki üzerinde biraz daha derinleşip, ikinci bir anlam katmanını dahi sezebiliriz. Bunu da şöyle düşünüyorum: İnsan içine tüm sahip olduklarının "varlık davalarını" yerleştirirse (ki en birinci varlık davası da enaniyet duygusu olsa gerek), artık ona başka yer kalır mı?
Onun içi gayr ile o kadar doludur ki, elbette dar olur, dar kalır, daralır. Varlık davasından kurtulmanın ise tek çaresi varlıkları zatımızdan değil, emanet olarak bilmek olmalı. Ki, zaten hepsi emanet. Velhâsıl, içinde varlık davası yürütenlerin gönül darlıkları, "varlıklarına rağmen" değil, bilakis ve bizatihi o "varlıklarından ötürü" olur. Bir kez onlardan sıyrılsalar, bir defa herşeyi emanet bilseler, feraha kavuşacaklar.
Şiir devam ediyor:
"Batmış dünya malına, bakmaz ölüm haline
Ermiş Kârun malına, zehî iş düşvarlığı.
Bu dünya kime kaldı, kimi berhudar kıldı
Süleyman'a kalmadı ânun berhudarlığı
Süleyman zenbil ördü, kendü emeğin yirdi
Ânunıla buldular bunlar peygamberliği"
Yunus da "dünya malı" mevzû-bahis oldu mu, Sâd 35'den bildiğimiz,
rabbî-gfirlî
"Rabbim! Beni bağışla,
veheblî mulken lâ yenbegî liehadin min ba'dî
ve bana, benden sonra hiç kimsede olmayan bir mülk ver"
meşhur duasıyla, şükür peygamberi Hz. Süleyman'dan bahsetmeden geçmiyor.
Velhâsıl Sultan Süleyman'a kalmayan dünya, başkasına da kalmıyor.
"Gel imdi miskin Yunus, nen var yola harceyle
Gördün elinde kalmaz bu dünyanın varlığı."
Vesselam.
sYGLRRR
Gitmez gönül darlığı...
Yunus Emre
Yunus'un şiirlerinde enteresan bir ümit bulurum hep. Hatta farklı bir canlılık, bir hareket. Asla pasifleştirici ve kasvetlendirici değil. En hüzünlü mısralarını bile, "şöyle garîp bencileyin" deyip, -kanımca- içten bir umutla kapatır. Ancak yeri geldiğinde de doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten geri durmaz. Tıpkı burada olduğu gibi.
Neden mi? Bunu anlamak için evdeki Yunus Divanı'nı biraz karıştırıp, şiirin tamamını aradım. Beraber bakalım, isterseniz:
"Kemdürür yoksulluktan nicelerin varlığı
Bunca varlık ânundur gitmez gönül darlığı"
El-hâk, öyle. Nice zenginler var ki, onların zenginliği yoksulların fakirliklerinden daha kötü. Çünkü onların bunca varlıkları varken, gönül darlıkları bir türlü gitmiyor, bitmiyor. Bu beyiti literal anlamıyla bu şekilde de anlayabiliriz, ya da belki üzerinde biraz daha derinleşip, ikinci bir anlam katmanını dahi sezebiliriz. Bunu da şöyle düşünüyorum: İnsan içine tüm sahip olduklarının "varlık davalarını" yerleştirirse (ki en birinci varlık davası da enaniyet duygusu olsa gerek), artık ona başka yer kalır mı?
Onun içi gayr ile o kadar doludur ki, elbette dar olur, dar kalır, daralır. Varlık davasından kurtulmanın ise tek çaresi varlıkları zatımızdan değil, emanet olarak bilmek olmalı. Ki, zaten hepsi emanet. Velhâsıl, içinde varlık davası yürütenlerin gönül darlıkları, "varlıklarına rağmen" değil, bilakis ve bizatihi o "varlıklarından ötürü" olur. Bir kez onlardan sıyrılsalar, bir defa herşeyi emanet bilseler, feraha kavuşacaklar.
Şiir devam ediyor:
"Batmış dünya malına, bakmaz ölüm haline
Ermiş Kârun malına, zehî iş düşvarlığı.
Bu dünya kime kaldı, kimi berhudar kıldı
Süleyman'a kalmadı ânun berhudarlığı
Süleyman zenbil ördü, kendü emeğin yirdi
Ânunıla buldular bunlar peygamberliği"
Yunus da "dünya malı" mevzû-bahis oldu mu, Sâd 35'den bildiğimiz,
rabbî-gfirlî
"Rabbim! Beni bağışla,
veheblî mulken lâ yenbegî liehadin min ba'dî
ve bana, benden sonra hiç kimsede olmayan bir mülk ver"
meşhur duasıyla, şükür peygamberi Hz. Süleyman'dan bahsetmeden geçmiyor.
Velhâsıl Sultan Süleyman'a kalmayan dünya, başkasına da kalmıyor.
"Gel imdi miskin Yunus, nen var yola harceyle
Gördün elinde kalmaz bu dünyanın varlığı."
Vesselam.
sYGLRRR