10-01-2009, 22:17
diğer dinî ilimler gibi tasavvufun da, ana konuları itibariyle, kaynağı Kur’an ve hadislerdir. Nitekim takva, zikir, ihlâs, zühd, şükür, sabır gibi tasavvufun asıl konuları ayet ve hadislere dayanır. Ayrıca tasavvufî hayatı yaşayanların derin seziş ve anlayışlarına, diğer ifadesiyle bu yaşayış tarzının semerelerine işaret eden ayet ve hadisler de vardır. Tasavvufî eserlerde, özellikle işârî tefsirlerde tasavvufla ilgili ayetler ve tefsirleri yer Almaktadır. Bu makalede tasavvufî-işârî tefsirin islam’ın ana kaynakları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerle irtibatı ele alınarak bu tarz tefsirin dinî bir dayanağının bulunup bulunmadığı sorusuna cevap aranacaktır.
Kuran-ı Kerîm’in doğru bir şekilde anlaşılmasının yol ve usulünü belirleyen ilim tefsir usûlü ilmidir. “Tefsir” kelimesi Kur’ân’da “açıklamak, beyan etmek” anlamlarında kullanılmıştır. [1] Bir usûl terimi olarak ise “âyetlerin kapalı olan manalarını açmak, ortaya çıkarmak”[2] veya açıklanmasına ihtiyaç duyulan ayetlerin manasını izah etmek[3] demektir.
Tasavvufî tefsirin diğer tefsir okulları arasındaki yeri Fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimler, hicri birinci ve ikinci asırlarda tedvin edilmeye başlandığı gibi tasavvuf ilmi de, bu asırlarda müdevven hale getirilmeye çalışılmıştır. Fıkıh, ibadetlerin zahir kısmını inceliyor, tasavvuf da, ibadetin gayesi olan huşu, huzur gibi bâtınî yönünü tetkik ediyordu. Bunun için tasavvufa bâtınî fıkıh da denir. Başlangıçta sahabe ve tâbiûn açıklamalarından meydana gelen naklî tefsire daha sonra aklî ve re’y tefsiri de eklenmiş oldu. Her asırda ve nesilde, Müslümanlar tarafından büyük bir duyarlılıkla ele alınan, okunan, ezberlenen ve yaşanmaya çalışılan Kur’ân, birçok ayette buyruldu- ğu gibi sadece ilk muhataplarına değil, Aksine tüm insanlığa gönderilmiştir. Bu Süreç içerisinde mutasavvışar da, kendi Görüş, düşünüş ve yaşayıllarına mesnet Teşkil eden ayet ve hadisleri bir araya topladılar.
Bu çeşit tefsire, âyetin işaretinden kalbe doğan mana anlamında işarî tefsir adını verdiler. Böylece diğer tefsir ekolleri yanında mutasavvışarın görüşlerini aksettiren tasavvufî=işarî tefsirler de te’lif edilmeye başlanmış oldu.[4]
Kuran-ı Kerîm’in doğru bir şekilde anlaşılmasının yol ve usulünü belirleyen ilim tefsir usûlü ilmidir. “Tefsir” kelimesi Kur’ân’da “açıklamak, beyan etmek” anlamlarında kullanılmıştır. [1] Bir usûl terimi olarak ise “âyetlerin kapalı olan manalarını açmak, ortaya çıkarmak”[2] veya açıklanmasına ihtiyaç duyulan ayetlerin manasını izah etmek[3] demektir.
Tasavvufî tefsirin diğer tefsir okulları arasındaki yeri Fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimler, hicri birinci ve ikinci asırlarda tedvin edilmeye başlandığı gibi tasavvuf ilmi de, bu asırlarda müdevven hale getirilmeye çalışılmıştır. Fıkıh, ibadetlerin zahir kısmını inceliyor, tasavvuf da, ibadetin gayesi olan huşu, huzur gibi bâtınî yönünü tetkik ediyordu. Bunun için tasavvufa bâtınî fıkıh da denir. Başlangıçta sahabe ve tâbiûn açıklamalarından meydana gelen naklî tefsire daha sonra aklî ve re’y tefsiri de eklenmiş oldu. Her asırda ve nesilde, Müslümanlar tarafından büyük bir duyarlılıkla ele alınan, okunan, ezberlenen ve yaşanmaya çalışılan Kur’ân, birçok ayette buyruldu- ğu gibi sadece ilk muhataplarına değil, Aksine tüm insanlığa gönderilmiştir. Bu Süreç içerisinde mutasavvışar da, kendi Görüş, düşünüş ve yaşayıllarına mesnet Teşkil eden ayet ve hadisleri bir araya topladılar.
Bu çeşit tefsire, âyetin işaretinden kalbe doğan mana anlamında işarî tefsir adını verdiler. Böylece diğer tefsir ekolleri yanında mutasavvışarın görüşlerini aksettiren tasavvufî=işarî tefsirler de te’lif edilmeye başlanmış oldu.[4]