KONUSUR FORUM | islami ilimler, dini ve genel kültür, edebiyat ve paylaşım ortamı

Tam Versiyon: Kuran da Her Bilgi Var mı ?
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
‘Kur’an’da her bilginin var oldugu veya Kur’an’da her seyin, her konunun yer aldıgı’ tezini savunanlar, görüslerini desteklemek amacıyla ilgili ayet (En’am, 59) ve çesitli rivayetler yanında; En’am, 38; Yusuf, 111; Nahl, 89; Kehf, 109. ayetlerine de sık sık atıfta bulunmaktadırlar.

Bu konunun pek çok boyutu vardır. Burada bir yorum sorununun var oldugu düsünülmektedir. Çünkü bu düsünce, dogrudan ayetlerin lafızlarından degil, lafızların yorumu sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, Kur’an-bilim, Kur’an-evren münasebeti çesitli yönleriyle yeniden irdelenmeli ve bir sonuca ulasılmalıdır. Kur’an’da her seyin bilgisinin ve her konunun var oldugu tezinin, bilimsel yorumlama yöntemi veya ilmi tefsir hareketi ile baglantı düzeyi tespit edilerek, açıklıga kavusturulması gerekmektedir.

...

Konu ve mazmunların çoklugu açısından da Kur’an kendi kategorisinde essizdir. Diger kitaplar tarih, edebiyat, felsefe, bilim veya fen konulu olup bunların her biri kendisine özgü sınırlı alanlarda yazılmıstır. Ancak Kur’an-ı Kerim’de ise yaklasık olarak tüm bu konuları içeren bir kapsamlılık bulmaktayız. Hatta öyle ki bazı kimseler, En’am suresinin 59. ayetini, ayetin mefhumuna ve bu baglamda, muteber müfessirlerin istinbatına aykırı bir sekilde; ‘tasavvur edebilecegimiz ve isteyecegimiz her konu, yas-kuru her sey hikmetli bir sekilde Kur’an’da yer almaktadır’ görüsünü dile getirmislerdir. Ancak yine de Kur’an-ı Kerim’de her konuya iliskin bir örnek veya en azından bir degini bulunmaktadır, denilebilir. Kur’an’da; din, Allah ve ahiretin yanı sıra felsefi konular, ahlaki ögütler ile asırlar boyunca mütekellimler, arifler ve fıkıhçılarımızın gözünde Kur’an’ın tek amacı ve dayanak noktası olarak algılanmıs olan ahkamın yanında, bunlardan daha fazla oranda evren ve evrenin çesitli parçaları üzerinde durulmaktadır”

...

Kur’an’da çesitli konulara ve peygamber kıssalarına çokça yer verilmesi, Kur’an’ın indirilis hedefini gerçeklestirmeye matuf bir vasıta olmak durumundadır. Kıssaların Kur’an’da varlık nedeni ve amacı, Kur’an’ın genel amacı ile bir paralellik arzetmektedir. Baska bir ifadeyle, Kur’an’ın amacı ne ise, Kur’an kıssalarıyla gerçeklestirilmek istenen hedef de odur8. Kıssaların Kur’an-ı Kerim’de önemli yekun teskil ettigi bilinen bir gerçektir.

Kur’an’ın amaç konuları ve hedefi dısında kalan evren, bilim ile ilgili konular ise araç konularıdır. Araç mahiyetindeki bu ve benzeri konular, amaç konular haline getirilmemelidir. Araç konular, amaç durumundaki konuların desteklenmesi, izah edilmesi ve bunlar hakkında saglıklı bir bakıs açısının olusması için Kur’an’da yer alır, hedef olarak seçilmemistir. Kuskusuz insanın alemle ve kainattaki olaylarla iliskileri, Kur’an’ın temel hedefleri arasında yer alır, ancak evren, evrendeki olayların ve tabiattaki varlıkların bizatihi kendileri öncelikli hedefleri arasında degildir.

...

Bir baska ifadeyle, Kur’an’ın temel hedefi, esya ile alakalı sistematik bilgi vermek, bilimsel bir ifade ve dil yapısı kullanmak degildir. Bunlar, Kur’an’ın ana gayesini gerçeklestirmek için amaç degildir. Kur’an metninin ifade, dil yapısı ‘tasvir edici’ degil, ‘anlam verici / anlam kazandırıcı’ bir özellige sahiptir. Dolayısıyla Kur’an’ın esya, tabiat varlıkları hakkında bilgi verirken bilimsel bir dil ve üslup kullanmadıgı görülecektir. Ancak Kur’an’da yer alan kevni / bilgisel açıklamalarda, bilimin gerçekligi ispatlanan dogru, mutlak verilerine ters düsen herhangi bir sey de yoktur.

kısaltılarak alıntı yapılan kaynak:
KUR’AN’DA HER KONU VE BiLGi VAR MI?
- Genel Bir Bakıs -
Okt. Dr. Hasan YILMAZ
Atatürk Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı
Kur’an egitim, ıslah, din ve hidayet kitabıdır. Öncelikli hedefi
ise din ve hidayetle alakalı çesitli konuları açıklamaktır11. O, bir tedris kitabı degil,
tezkir kitabıdır. Kur’an-ı Kerim Allah’ın insanlar, müminler için bir rahmeti ve ihsanıdır.
Bu ihsandan, rahmet kaynagından yerinde yararlanmasını bilmek, Kur’an’ı sıhhatli
anlamaktan ve yorumlamaktan geçer. ‘Bilimsel yorumlama yöntemi’ için de aynı kural
geçerlidir12.
Kur’an’ın amaç konuları ve hedefi dısında kalan evren, bilim ile ilgili konular
ise araç konularıdır. Araç mahiyetindeki bu ve benzeri konular, amaç konular haline
getirilmemelidir. Araç konular, amaç durumundaki konuların desteklenmesi, izah
edilmesi ve bunlar hakkında saglıklı bir bakıs açısının olusması için Kur’an’da yer alır, hedef olarak seçilmemistir. Kuskusuz insanın alemle ve kainattaki olaylarla
iliskileri, Kur’an’ın temel hedefleri arasında yer alır, ancak evren, evrendeki olayların
ve tabiattaki varlıkların bizatihi kendileri öncelikli hedefleri arasında degildir13.
---
‘Kur’an’ın Ana
Konuları’ su iki kavramda temerküz etmektedir: Allah ve +nsan... Tevhid, Uluhiyet,
Rububiyet ve Ubudiyettir. nsan, insanın ilgili oldugu varlıklar, bunlarla münasebetleri,
psikolojik yapısı, görevleri, kurtulusu gibi oluslar ve alanlar... Hülasa Kur’an’da Allah
ile insan arasında, kulluk edilen ile kul ve insan ile insan münasebetleri çokça yer
almaktadır. Son tahlilde Kur’an’ın Temel Konularını, bütün insanlara bir hidayet
rehberi olması itibariyle de basta uluhiyeti, tevhidi ve inanç esaslarını tanıtmak dan
sonra, insanla ilgili hemen hemen her seyden bahsetmek olusturmaktadır.
Burada konu ile ilgili çok önemli oldugunu düsündügümüz su tespiti de belirtmek yerinde olacaktır:
“Kur’an kendini insan hayatının bütün görünüslerine, ferdi yahut içtimai bir
rehber, bir yol gösterici olarak hasreder. Herkes orada kendisini alakadar eden bir
sey bulur. +ste bu inanç ve itikatları, ibadetleri, içtimai hayatı, sosyal kanunları ve
diger ihtiyaçları ile ilgili her seyi bu kitapta mevcut bulmustu. Pek tabiidir ki islenen
merkezi konu, saf ve katıksız bir Vahdaniyettir. Teblig edilen husus ise, her zaman ve degismez bir sekilde Allah’ın birligi, ölümden sonra gelecek hayat ve Ahiret
hayatında elde edilecek bazı mükafatlara mukabil bu dünyada belli bir tutum ve
hareket içinde olmaktır”15.
Kur’an deneysel ve sosyal bilimlerin alanlarına giren bir çok temel hususa da temas
ederek atıflarda bulunur. Bu konulara, evrene ait parçalara dogrudan veya dolaylı
olarak isaret eden ve göndermede bulunan birçok ayet16 bulmak mümkündür17.Ancak burada en önemli nokta, Kur’an’ın bu konulara neden ve nasıl yer
verdigi sorularıyla gündeme gelmektedir. Kur’an-ı Kerim; yerden, gökten, sudan,
hayvanlardan, bitkilerden, insanın kendisi ve benzeri konulardan söz ederken insanı
sürekli evren, evrene ait bu kozmik varlıklar üzerinde düsünmeye tesvik etmekte ve
düsünmeye sevketmenin yollarını aramaktadır. Kur’an, evren ve evrene ait bu
kozmik realiteleri, Allah’ın birligi gerçegine ulastırmada bir araç olarak kullanmaktadır. Dolayısıyla esyadan söz edisi, bunlar hakkında bilgi vermenin
ötesine geçmekte ve Allah’ın birligi ile iliskilendirerek amacı bu sekilde
belirlemektedir. nsanın da ilgili nedensellikten hareketle davranıslarını, Yaratıcının
kendisinden istedigi ve bekledigi olumlu ahlaki-dini yönde tanzim etmesini
hedeflemektedir.
Asıl amaç, insanların ögüt ve ibret almaları olarak belirginlesmektedir.
Kur’an’ın evren, evrene ait unsurlardan söz ederken tabiattaki varlıkların nasıllıgı
boyutu ile kısmen ilgilenmesi ve özellikle nedeni üzerinde durması18 göstermektedir
ki, bu tür varlıklardan söz edilmesi, insanın yaratılmıslara bakarak eserden hareketle
müessire, Yaratana ulasması, baska bir ifadeyle, düsünsel olarak fizik aleminden
fizik ötesi mana alemine geçis yapabilmesi / yükselebilmesi19 için bir araçtan öte
anlam tasımamaktadır.
Bir baska ifadeyle, Kur’an’ın temel hedefi, esya ile alakalı sistematik bilgi
vermek, bilimsel bir ifade ve dil yapısı kullanmak degildir. Bunlar, Kur’an’ın ana
gayesini gerçeklestirmek için amaç degildir. Kur’an metninin ifade, dil yapısı ‘tasvir
edici’ degil, ‘anlam verici / anlam kazandırıcı’ bir özellige sahiptir. Dolayısıyla
Kur’an’ın esya, tabiat varlıkları hakkında bilgi verirken bilimsel bir dil ve üslup
kullanmadıgı görülecektir. Ancak Kur’an’da yer alan kevni / bilgisel açıklamalarda,
bilimin gerçekligi ispatlanan dogru, mutlak verilerine ters düsen herhangi bir sey de
yoktur.
Kur’an açısından varlıkların, olayların mana, neden ve amaç yönü daha çok
önemlidir. Zira Kur’an içerdigi her seyi belirli bir noktaya, tevhide göndermede
bulunarak anlatır ve ifadelerine de bu yönde bir anlam yükler. Örnegin Kur’an,
yagmura deginirken bu fiziksel olayın ‘rahmet’ boyutuna özellikle vurguda bulunur ve
yagmuru ‘Allah’ın rahmeti’ olarak niteler. Bu örnekten de anlasılacagı üzere, Kur’an
tamamen fiziksel bir olayı, dini alana çekmekte; tevhid ile iliskilendirmekte; orada sekillendirmekte; yagmuru salt bir fiziksel olay olmanın ötesine tasıyarak, bu fiziksel
olayın meydana gelmesini saglayacak bir kozmolojik düzen kuran Allah’ın, insanlara
bir armaganı olarak nitelendirmekte ve yagmurdan söz edisinin amacını da bu
sekilde belirlemektedir. Zira Kur’an’a göre yagmur; buharlasan suyun soguk hava
tabakasına çarpması sonucu olusan salt bir fizik olayının çok ötesinde, deruni,
teolojik ve teleolojik bir anlam boyutuna20 sahiptir.
Kur’an açısından yagmurun fizik, nasıllık boyutundan çok amaç, neden
boyutu, ‘Allah’ın rahmeti’ olus nitelik ve özelligi önde gelmektedir. Baska bir ifadeyle,
Kur’an’da zikredilen varlıkların tümü dini alana çekilerek, dini alanla iliskilendirilerek
ve manevi boyutuna sürekli atıfta bulunularak anlatılmaktadır.
‘Kur’an’da her seyin bilgisinin var oldugunu, her konunun yer aldıgını,
Kur’an’ın her seyi açıkladıgını ve hatta Kur’an’ın genel prensipler çerçevesinde
içerdigi her seyi açıklamak için gönderildigini’ ifade eden ilgili ayetleri(Al-i mran, 138; En’am, 6, 38, 55, 59, 97-98, 126; A’raf, 32, 52, 174; Tevbe, 11; Yunus, 5, 24, 37;
Hud, 1; Yusuf, 111; Ra’d, 1-2; brahim, 4, 52; Nahl, 44, 89; Kehf, 109; Nur, 34, 46; Rum, 28.)
anlarken su husus çok önemlidir:“Kur’an’ın her seyi açıkladıgını, açıklayıcı olarak indirildigini ifade eden bu
ayetlerini anlarken, Kur’an’ın tüm muhataplarına en dogruyu, hakkı ve hakikati
gösterici / yol gösterici vasfı olan rehberligini daima göz önüne almak gerekir. Elbette
Kur’an, kainatta meydana gelmis ve gelecek her seyi bütün detaylarıyla
açıklamamıstır. Fakat insanlar için gerekli olacak bütün genel prensipleri ifade etmis
ve her türlü yolu da göstermistir. Onlara hangi zaman ve zeminde nasıl
davranacaklarını, hangi hususları arastırmaya yöneleceklerini de özlü bir sekilde
belirtmistir. Mesela Kur’an, güvenlikle alakalı bir durumda konunun yetkililere
aktarılmasını ve durumun onların degerlendirmesine havale edilmesini tavsiye
etmektedir. +ste Kur’an bir ayetle belki tatbikatta binlerce, on binlerce hadise ve
duruma açıklık getiriyor”24.
lgili ayet, Nisa suresinin 83. ayetidir.(Bu ayetin meali söyledir: “Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar;
halbuki onu, Resule ve aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından isin içyüzünü
anlayanlar, onun ne oldugunu elbette bilirlerdi. Sayet Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek
azınız müstesna, seytana uyup giderdiniz” (Nisa, 83).)

Kur’an’ın, insan düsüncesini hangi
konulara yönlendirdigini, dikkatleri nelere çektigini anlayabilmek için önce Kur’an’ın
düsünme, inceleme, tefekkür etme gibi anlamları karsılamak için kullandıgı bazı
kelimelerin içinde yer aldıkları ifadelere ve bunların siyak-sibakına bakmakla ise
baslamak daha dogru olacaktır. Söz konusu ifadelerin siyak - sibakını
inceledigimizde Kur’an’ın, insanın aklını, düsüncesini, muhakemesini belli konulara
yönlendirmekte oldugunu, zihni gayretlerini ve idrak melekelerini bu konulara teksif
etmelerini istedigini görmekteyiz. Gerçekten Kur’an, muhataplarının arastırma ve
incelemelerini bu konularda yogunlastırmalarını, çesitli vesilelerle ve çogu zaman
emir sigasıyla vurgulamaktadır.
Nisa suresinin 83. ayetinde Allah, insanlara güvenlikle alakalı her seyi
detaylarıyla açıklamamıs; sadece onların böyle bir durumda nasıl davranacaklarını,
ne yapmaları gerektigini, özlü bir ifade ve yol göstermek suretiyle belirtmistir. ste
Kur’an’ın bütün ayetleri ve açıklamaları bu kabildendir. Her konuda oldugu gibi bu
konuda da Kur’an, ana ilkeleri ortaya koymaktadır. Bunlar da bilenlere sormak,
istisare etmek, yetkililere durumu aktarmak veya götürmek, sonuçta olayı onların
degerlendirmesine havale etmek ve geregini yerine getirmek olarak Kur’an’da
belirtilmektedir.
bence en önemli kısmı ki özeti de diyebiliriz:
Kur’an, kullugun esaslarını belirtmekte, insanlara hadiselere ve topyekün hayata dair
bir bakıs açısı vermektedir.
Öte yandan onu, kullugunu zedelemeyecek konularda da serbest
bırakmaktadır ki, insanlara bahsedilen bu saha son derece genistir. Öyleyse
Kur’an’ın içerdigi her seyi, bütün detaylarıyla açıklayan bir kitap oldugunu
düsünmemiz dogru olmayacaktır. Kur’an’ın ‘açık ve açıklayıcı’ (el-Beyan) vasfını
degerlendirirken onun, insanlar için sadece çok ehemmiyetli ve hayati konularda
açıklamalarda bulundugunu kabul etmek durumundayız29. Bu özellik ve niteligi ile
Kur’an-ı Kerim, “içinde hazır çözümlerin bulundugu bir bilgi ambarı degil, kendisinden
çözüm üretilen bir bilgi kaynagıdır. Çünkü onun yapısı ve üslubu veya kavramları ile
aktarılan bilgiler, çözüm için gerekli yollara, düsüncelere yön verebilen ilkelere
sahiptir”30.
Kur’an-ı Kerim din kapsamında kulluk, ahlak ve hidayet konusu ile ilgili
bilinmesi gerekli olan hemen her seyi açıklamaktadır. Baska bir anlatımla Kur’an, ana
hedefini gerçeklestirme açısından onda bulunması ve yer alması gereken hiçbir seyi
veya konuyu eksik bırakmadıgını ifade etmektedir. ‘Kitab’ın temel hedefleri
açısından hiçbir sey eksik degildir.
İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur’an’da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırmış.
ben de bu hikayeyi okuyunca Acaba Kur'an'da herşey var mı diye yeniden düşünür olmuştum.yazı çok güzel ve beni doyurdu açıkcası.
teşekkür ederim mute kendi adıma.
hadise şu:
Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor: Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım.

Selâm verdim; selâmımı “Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı” (Yâ-Sîn: 58) âyetiyle aldı.

“Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş.

Nereye gittiği soruma “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ı tesbih ederim” (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.

“Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim. “Tam üç gece (yani üç gündür)” (Meryem: 10) dedi.

Yiyecek verme teklifinde bulundum. “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara: 187) âyetini okudu.

“İyi de Ramazan’da değiliz” dedim. “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir” (Bakara: 158) âyetiyle cevap verdi.

“Yolculukta oruç açılabilir” dedim. “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır” (Bakara: 184) âyetini okudu.

Niye benim gibi konuşmadığını sordum. “Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun” (Qâf: 18) dedi.

“Kimlerdensin?” diye sordum. “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur” (İsrâ: 36) âyetiyle cevap verdi.

“Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92) dedi.

Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. “Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir” (Bakara: 215) âyetiyle mukabele etti.

Devemi yanına getirdim. Binecekken, “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30) âyetini okudu.

Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir” (Şûrâ: 30) âyetini mırıldandı.

“Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim. “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık” (Enbiyâ: 79) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti.

Deveye bindi ve “Bunu bize baş eğdiren Allah’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!” (Zuhruf: 13-14) âyetlerini okudu.

“Haydi!” diye deveyi hızlandırdım. “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!” (Lokman: 19) mukabelesinde bulundu.

Yürürken şiir okumaya başladım. “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil: 20) dedi.

“Şiir okumak haram değil ki!” dedim. “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!” (Bakara: 269) cevabını verdi.

Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide: 101) âyetini okudu.

Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim. “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!” (Kehf: 46) dedi.

Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. “Allah İbrahim’i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12) âyetlerini okudu.

“Ey İbrahim, ey Musa, ey Yahya!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip, “Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!” (Kehf: 19) dedi.

Yiyecek gelince bana, “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!” (Hâqqa: 24) dedi.

Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler, “Ağzından Cenab-ı Allah’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’an’la konuşur.”
Referans URL